Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey / Denizli 

Atomun “Büyük Patlaması

J. Robert Oppenheimer


Los Alamos'ta yapılan ilk atom bombası.  Oppenheimer'i şok eden patlama 

15 Temmuz 1945.

 

Başka bir açıdan bombanın resmi.

 

J. Robert Oppenheimer ’ın başkanlığında çalışan düzinelerce atom fizikçisi, 16 Temmuz 1945'te New Mexico, Alamagordo’da şafaktan hemen önce bombayı patlatmak için çalışmaya başladı. Lancing Lamont, The Day of Trinity (Triniti Günü)adlı kitabında dünyayı ebediyyen değiştiren patlamayı şöyle anlatır:

Alev alev yanan bir jetin içinde yukarı doğru fırlayan iğne başı büyüklüğünde parlak bir ışık karanlığı deldi,ardından korkunç bir beyaz ışık çölü ağarttı. Satler 05:24:45'i gösteriyordu.

O gözleri kör eden anda, Oppenheimer’ın aklından kutsal Hindu Destanı Bhagavad-Gita’dan bölümler geçti:

Bin Güneşin ışığı

Doldursaydı bir anda bütün göğü,

O görkemli’nin ihtişamına benzerdi tıpkı...

Dünyaları yıkan

Azrail’im artık ben.

O çan biçimli alevin bir saniyeden daha az bir süre boyunca verdiği ışığın şiddeti yeryüzünde o ana kadar elde edilmiş herhangi bir ışığın şiddetinden daha büyüktü. Başka gezegenlerden de görülmüş olabilirdi. Merkezindeki sıcaklık güneşin çekirdeğindeki sıcaklığın dört katı,yüzeyindeki sıcaklığın ise on katından fazlaydı. Altındaki toprağı göçerten basınç 100 milyar atmosferin üzerindeydi. Yaydığı radyasyon dünyadaki bütün radyumun verdiği ışımanın (radyasyonun) bir milyon katına eşitti.

Bu azgın fırın içinde kalan bütün canlılar öldü. taban kısmında yassılaşan ve kaynaşıp dört bir yönde kabaran erimiş kara tozdan bir etek halini alan ateş topu bir milisaniye içinde yere çarptı. Yirmi beş milisaniyede yerden Washinton Anıtını örtecek bir yüksekliğe çıktı. topun kıpkızıl kubbesi saniyenin onda sekizi süresinde Empire Stata Binasını geçebilirdi. Şok dalgası son hızla çölü aştı.

İnsanlar sonra yaklaşık 0.8 kilometrelik bir genişliğe ulaşan ateş topuna bakmak için döndüler. Genişlemesinin durup durmayacağının merakı içindeydiler. Birçoğu, heyecanlanıp kara gözlüklerini fırlattı ama helen yıllardı görmek için bekledikleri şeyi gözden kaybettiler. Ama üste sessiz bir tokalaşma ve heyecanlı mırıltılar vardı. Heyecan dolu sesler sağır edici bir gürültüye dönüştü. Havayı yırtan bir sevinç çığlığını,gözlemcilerden birine tarih öncesi vahşilerin dinsel törenleri izlenimi veren çılgın bir hoplama-zıplama izledi.

Ana Üs ile diğer siperlerdeki bilim adamları göğü kutlama çığlıklarıyla doldururken telefonlar çalışmaya başladı. Kimileri yılan dansına koyuldu ve mutluluk hattı kıvrıla kıvrıla kontrol odasını dolandı. Bir gece önceki bira partisinden döndükten sonda boş bir barakada uyuyakalan bir askerin ise patlama onu kendine getirene dek hiçbir şeyden haberi olmadı. Gözlerini kuzeye dönüp açtı ve acıyla bağırdı.

(Berry,Adrian ; Bilimin Arka Yüzü,TÜBİTAK y, s: 230).

Atom bombasının yapılması ve sonunda Japonya’ya atılması, 20.yy’ın en büyük dehalarının katıldığı, trajedi ve barışçılığın yarıştığı sıra dışı bir dehşetti. Bu dehşete giden yolda çalışılmalı mıydı? Onca dahiyi, onca barışsever insanı atom bombası yaratmaya iten etken neydi?

Bomba kullanılmayabilir miydi? Bana göre evet! Ama şunu unutmayalım,savaş koşullarında hiçbir şey mantığın,aklın izlediği sırada değil,savaşın gerektirdiği koşullarda yol alır. Tarihte her olayın ve her davranışın bir açıklaması varmış gibi görünür. Aslında bu tür açıklamalar,genellikle doğru değildir.

Sıra yapılan hesapların sınamasına gelmişti. Karısı öldüğü için evinde bulunan Feynman, “Bebeğin falanca gün doğmasını bekliyoruz” iletisini almıştı. Atom bombasının patlaması, bu büyük patlama ilginç bir benzetmeyle “bebeğin doğumu” olarak kodlanmıştı. Feynman, Los Alamos’a uçuyor.”Bir radyomuz vardı ve bomba patlatılacağı zamanı bize söylemeleri gerekiyordu;ama radyo çalışmıyordu. Birkaç dakika öncesinde çalışmaya başladı. Bize 20 saniye kaldığı söylendi. Diğerleri bizden daha yakındı,onlar 10 km kadar uzakta idiler.

Olanları izleyebilmek için kara gözlükler vermişlerdi. Kara gözlükler! Otuz km uzaktan kara gözlüklerle hiçbir şey görülemezdi. Bunun üzerine, gözlere gerçekten zarar verebilecek biricik şeyin mor ötesi ışık olduğunu düşündüm,parlak ışık göze hiçbir zarar vermez, camdan geçemezdi. Böylece zarar uğramadan bütün olanları görebilirdim. Böylece olanları görebilecektim. Tamamdı. Zaman gelmişte ve olağanüstü bir ışık karşımdaydı,öyle parlaktı ki bakamadım. Bir kamyonun ön camını siper aldım. Çünkü mor ötesi ışınlar camdan geçemezdi. Böylece zarara uğramadan bütün olanları görebilirdim.

Zaman geldi,öyle büyük bir patlama oldu ki,başımı eğmek zorunda kaldım. Kamyonun tabanında mor bir leke gördüm. “Bu o değil” dedim. “Bu ikincil görüntü”. Tekrar baktım ve ışığın nasıl beyazdan sarıya,sarıdan turuncuya döndüğünü gördüm. Şok dalgasının daralıp genişlemesinden dolayı, bulutlar oluşup kayboluyordu.

Sonunda büyük, turuncu bir top gördüm,ortası son derece parlaktı,yükselmeye başladı,biraz dalgalandı,kıyıları çevresinde biraz karardı ve sonra çıkan ısıdan dolayı parlamaların olyuştuğu büyük bir duman topu olarak göründü. Tüm bunları gördüm ve az gönce belirttiğim tüm bu şeyler yalnızca bir anda oldu,yaklaşık bir dakika sürdü. Patlamayı,ilk Trinity denemesini, gerçekten gören tek kişi bendim. Başka herkesin kara gözlükleri vardı. On kilometre uzaklıkta olanların hepsine ise yere yatmaları söylenmişti. Olayı çıplak gözle gören tek kişi bendim. Sonunda,yaklaşık bir buçuk dakika sonra, birden bire korkunç bir gürültü oldu. Bommm! Ve arkasından gök gürültüsü gibi bir gürleme duyuldu. Bombanın patladığına inandıran şey de bu oldu. Bu dakikalar süresince hiçkimse tek söz söylememişti, tümümüz yalnızca sessizce seyrediyorduk;ama bu sesherkesi rahatlattı, özellikle de beni,çünkü gördüklerimle sesin duyulması arasındaki uyum bombanın gerçekten çalıştığı anlamına geliyordu. Ses işitildiğinde yanımda duran biri “Bu neydi?” dedi.”Bombaydı” yanıtını verdim. Bu kişi NewYork Timas’tan William Laurence idi. Olup bitenleri anlatacak bir makale yazacaktı ve çevreyi gezdirme görevi de Feynman’a verilmişti. Tüm konular,onun için son derece teknikti.

“Daha sonra Princeton’dan Bay Simtyth geldi ve ona Los Alamos ve çevresini gösterdim. Bir ara bir odaya girdik; bir sütunun üzerinde gümüşle kaplanmış küçük bir top bulunuyordu; üzerine elinizi koyabiliyordunuz,sıcaktı. Bu,plutonyumdu. Kapıda durup bunun hakkında konuştuk. Bu insan tarafından yapılan yeni bir elementti. Dünyada olasılıkla oluşumunun ilk yılları dışında asla bulunmamıştı. Ve burada çevreden ayrılmış,radyoaktif ve diğer özelliklere sahip olarak duruyordu. Onu,biz yapmıştık.Ve değeri son derece büyüktü.

Bu arada konuşurken insanların ileri geri sallandığını bilirsiniz. Smyth de kapı durdururcasına ayağı ile vuruyordu.evet, dedim, kapı durdurucusu bu kapıya çok uygun. Sarımsı bir metalden yani altından bir yarı küreydi. Değişik gereçler tarafından ne kadar nötronun yansıtıldığını görmek amacıyla bir deney yapmamız gerekmişti. Bu deneyleri farkıl malzemelerle yaptık. Platini, çinkoyu, tunç ve altını denedik. Altınla deneme yaparken,bu altın parçalar orada kalmıştı. Birimizin aklına bu büyük altın topunu plutonyumun içinde olduğu odanın kapısı için bir durdurucu olarak kullanmak gibi zekice bir düşünce gelmişti.

16 Temmuz 1945 patlaması, uzun bir süre tecrit ve seferber durumda yaşamış olan bilimcileri, mühendisleri ve teknisyenleri,deneyi başarıyla tamamlamanın sevincine boğmuştu. Sonraları kendi de Nobel fizik ödülünü alacak olan genç Richard Feynman, anılarında bu anı şöyle anlatır:“ Patlama sonrası, coşku doruklardaydı. Dans ettik,şarkılar söyledik. Kendimi hala bir cipin arkasına tünemiş bateri çalarken görür gibiyim. Yalnızca Bob Wilson, köşesinde,suratsız ve sessiz duruyordu. “Neyin var,sorun ne?” diye sordum.“Bu yaptığımız korkunç” dedi. “Evet ama bizi buna yönelten sizdiniz” dedim. Şüphesiz öyle, ne var ki başlangıçta, biz işe iyi amaçlarla girişmiştik;sonra,yapılacak şeylerin ve bitirilecek işin heyecanına kapıldık. Ve o zaman,düşünmeyi tamamen bir yana bıraktık. Yalnızca Bob Wilson,düşünmeye devam ediyordu

“Neden böyle kara kara düşünüyorsun” diye sordum.

“Biz korkunç bir şey yaptık”

“Fakat bunu başlatan sendin… Bizi işin içine sokan da sendin” dedim.

Bana,daha doğrusu bize olan sbuydu işte. İyi bir sebep için başladık, başarmak için çok sıkı çalıştık. Zevk ve heyecan içinde idik. Böyle bir durumda düşünmeyi bırakıyorsunuz. O sırada aramızda biri, Bob Wilson,düşünmeye devam ediyordu.

Bundan kısa bir süre sonra sivil hayata geri döndüm ve Cornell’de öğretim üyeliğine başladım. İlk duygularım çok garip idi.Artık anlamıyorum,ama o an son derece güçlüydü bu his. Örneğin bir keresinde,New York’ta bir restoranda oturuyordum. Binalara bakıp düşünmeye başladım. Hiroşima’ya atılan bombanın etki alanının yarıçapının ne kadar olduğunu, 34.Sokağın buradan ne kadar uzak olduğunu düşündüm. Bütün bu binaları yıkılmış,yerle bir olmuş olarak hayal ettim. Sonra köprü inşa eden kişiler görünce düşünürdüm ya da yeni bir yol yapanları. Bence onlar çılgındı,çünkü anlamıyorlardı,anlamıyorlardı. Neden yeni şeyler yapıyorlardı? O kadar gereksizdi ki

Fakat şanslıyız ki kırk yıldır hala gereksiz. Değil mi? O zaman köprülerin yapımını gereksiz bulmakla yanıldığımı görüyorum ve diğer insanların bu işleri sürdürmüş olmalarından son derece memnunum.

(Atom Öyküleri, s: 162, Eminim ŞYB,Feynman,s:141-142; Keşfetme Sanatı,111-115)


 

                                             

Patlama Anı!“Büyük patlama “ evrenimizin doğuşuna ilişkin kuramın adı. Ama ilk atom bombası da böyle anılmıştı. 16 Temmuz 1945 sabahı. Saat: 5.30 New Mexico, Albuquerque’in yaklaşık 193 km güneyinde. Çöl üzerinde yaklaşık 700 metrelik bir çember alanını alıp götürmüş,kumu eritip sonra sert, kırılgan,yeşil cam gibi görünen bir madde halinde katılaştırmıştı. Patlama kulesinin bulunduğu yerden yaklaşık 9 km ötede Birleşik Devletlerin yönetim yetkilileri,yüksek rütbeli askerler ve bilim adamları patlamayı özel sığınaklarda gözlemişlerdi. Koruyucu siyah gözlükler takmışlardı; ama ışık patlaması öylesine şiddetli olmuştu ki hepsinin bir biçimde gözlerini örteme zorladı. Sonra da sağır edici patlama yüzünden elleriyle kulaklarını tıkadılar. Onlar arasında biri gürlemeye dikkat etmedi. O, bombayı mümkün kılan zincir tepkimesini başlatan “atom çağının öncüsü” Enrico Fermi idi.(Ted Gottfried, Ernico Fermi)

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

 Ana Sayfa /İndex /Roket bilimi /  E-Mail /CetinBAL /Quantum Teleportation-2   

 Time Travel Technology /Ziyaretçi Defteri /  UFO Technology 

 Kuantum Teleportation / Kuantum Fiziği / Duyuru

  New World Order(Macro Philosophy) /Astronomy