Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli 

Birinci sayfanın devamı:

ATOM ALTI DÜZEYDE ZAMAN YOLCULUĞU:

Atom altı düzeyde ve makrokozmosda günlük mantığın sağduyusu ve anlayışı iflas eder! Örneğin kütleye yakın yerlerde uzay sıkışmaya uğrar, büyük kütlelerin yakınında zaman daha yavaş işler; mesela 100 milyon kilometre uzunluğundaki bir kulenin tepesinde ve tabanında aynı anda kurulmuş iki saat olduğunu düşünün, birkaç yıl sonra tepedeki saat 5:00'i gösterdiğinde tabandaki saat kütleye daha yakın olduğu için 4: 55'i gösterecektir. Bu zaten 1980 'li yıllarda uydulara konan atomik saatlerle kanıtlanmıştır. Kütle ve hız zamanın akışını etkilemektedir; aslında hız da zamanın bir fonksiyonu olduğuna göre insanın aklının gündelik hayatın mantığına göre karışmaması mümkün değildir. Bir karadeliğin içinde zamanın tanımlanması çok zordur! Aslında bir çok fizikçiye göre bir karadelikten geçince zaman tersine işleyecektir; ama bunu deneyen bir fizikçiye henüz rastlanamamıştır!

Fakat bu karadelik benzeri tünellere atom-altı kuantum boşluğunda rastlarsak uzay-zamanın birleşik çerçevesine bakış açımız değişir. Atom -altı dünyadaki bu zaman tünellerine solucan delikleri(wormhole)ismi verilmektedir. Kuantum vakumundaki bu solucan delikleri, ancak, Süperiletken-Süperçarpışmalı (Superconducting- Supercollider:SSC) türünden parçacık hızlandırıcılarında saptanabilmekterdir. Fakat kuantum mekaniğinin ortaya koyduğu şekilde uzay/zamanın dokusunda bulunması gereken atom-altı düzeydeki ''solucan deliklerinin'' oluşturduğu dalgalanmaların bugün için saptanması oldukça zordur.Uzay-zaman'ın yapısı, nedensel yapı denilen neden- sonuç ilişkisini de kapsar.Uzay-zaman dokusunda bu türde solucan delikleri boşluklarına rastlamamız halinde 'sonuç' nedenden önce gelebilir. Uzay-zaman yapısının bir diğer özelliği ise, topoloji adı verilen farklı uzay-zaman noktalarının bir biriyle bağlantılı olmaları olgusudur. Bu açıdan kuantum dalgalanmalarının meydana geldiği 10^-33 cm' lik planck uzunluğu ve daha altındaki mesafelerde uzay-zaman'ın topolojisinde(geometrik çeçevesinde), birbirinden oldukça uzakta olması gereken noktaları birleştirici tarzda dalgalanmalar meydana gelebilir.Böylece her an ve her yerde uzay-zaman'ın köpüğümsü yapısı içerisinde oluşan ve kaybolan solucan delikleri ile uzay/zaman dokusu bir eleğin yüzeyi gibi deliklerle doldurulmuş olur.

Bahsedilmekte olan zaman yolculuğu ancak ''hiper uzay'', ''partikül fiziği'' ve partikül hızlandırıcıları kullanılarak ve yüksek enerji alanlarında ''sadece partiküller düzeyinde cereyan edebilir'' ! Yoksa biyolojik yapıların bir salise öncesine bile gidebilmeleri mümkün değildir. Fizikçilerin üzerinde çalıştıkları ışıktan hızlı hareket edebilen parçacıkları saptayabilmek, partiküllere bir çeşit zaman yolculuğu yaptırmaktır. Eğer bu mümkün olabilirse, gelecekten geçmişten haberler verilebilir.

 ----------------------------------------------------------------

Richart Feyman uzay-zamanı şemasında bir çeşitleme geliştirdi.Bu örnekte, haritada bir zaman yolculuğunun nasıl zaman makinesini t2 anında bitirdiği ve geleceğe geri dönmeden önce kendisiyle bazı teknik sorunları tartışmak üzere geriye t1 anına doğru nasıl zaman yolculuğu yaptığı gösteriliyor.Fizik yasaları açısından zaman içinde geriye yol alan parçacıkların hiçvir sakıncası yoktur. Feymana göre, bir pozitron zaman içinde geri giden bir elektrondur.

-----------------------------------------------------------------

Feynman' a göre t2 anında zaman makinasını yapan bir gözlemci t1 anına gidip ok boyunca hareket edebilecektir.Aslında bu olay partikül fiziğinde sürekli meydana gelmektedir. Elektron, gama ışını ve pozitron diyagramlarındaki parçacık etkileşmelerinde e - (elektron) ile e + (pozitron) çarpıştıklarında birbirlerini yokedip kütlesiz olan bir gama ışını saçarlar.Feynman'a göre bir elektron bir gama ışınına çarparak zamanda gerisin geriye sıçrayabilir. Zamanda geriye giden bir elektron (ki artık o bir pozitron'dur) ikinci bir gama ışınına çarpıp bu seferde zamanda ileri doğru sıçrayarak yön değiştirebilir. Feynman'a göre bir pozitron (e+), geçmişe doğru hareket eden bir elektrondur ve partiküller aleminde, zaten sonsuzdan beri, zaman içerisinde bir ileri bir geri gidilip gelinmektedir. Partikül evreni bu zaman yolculuğundan hiç rahatsız olmamaktadır ve zaman partiküller dünyası için bir ilüzyondan (yanılsama) başka bir şey değildir. Işıktan hızlı hareket ettikleri ileri sürülen takyon parçacıklarının ise zaman içinde bir oraya bir buraya savruluyor olması, büyük olasılıktır...

Kuantum teorisine göre    

Bu alan teorisi, maddenin yalnızca dalga benzeri süreçlerden oluştuğunu ima eder. Duyularımızla algıladığımız o yekpare ve maddi görünümlü evren, bir hayaldir. Üstelik, bu evrenin bünyesi içinde cisimlerin birbirinden ayrı görünmesi de yine bir hayaldir. Atom-altı ölçekte ise, değişmez ''madde'' ve belirli ''hacim''den oluşan, birbirinden ''mesafe'' ile ayrılmış ''cisim''ler yoktur. Bunlar birbiri üzerinde basit itme-çekme tipi mekanik ''güçler'' vasıtasıyla etkide de bulunmazlar. Temel parçacıklar boyutlarında uygulanan kuantum mekaniğinin gelişmesi ''tırtıl yolları'' konusunu mikroskopik düzeye indirerek ona yepyeni bir açıklama kazandırmıştır. Böylece bazı fizikçiler, Einstein'ın genel görecelik denklemlerini kuantum boşluğunun sonsuz küçükler dünyasına uygulayarak atom-altı düzeydeki uzay-zaman eğrilmeleri sonucunda uzay-zamanın çok uzak iki noktasını birleştirici tarzda kuantum dalgalanmaları elde edilebilmekteler. Bu kurama dayanarak Richart Feynman ve John Wheeler, kuantum dalgalanmaları içerisinde yer alan bir elektronun evrenin mevcut dört boyutlu uzay-zaman yapısı içerisinde kendini gösteren kurtdelikleri'nden geçerek aynı zamanda hemen hemen her yerde ortaya çıkabileceği gerçeğini ifade etmişlerdir.. Kuantum boşluğunda daima parçacık etkinlikleri vardır, alanlar vardır ve boşluk daima titreşir durur.Boşluk hiç durmadan dalgalanır ve kımıldayan bir dalga yüzeyi gibi kaynaşır.Uzay-zaman bu noktada köpüksü bir hal alır. Kuantum alan dalgalanmaları hiç durmadan parçacıklar yaratan dalgalanmaların bir görüntüsüdür. Bu parçacıklar ise birbirlerini çok çabuk olarak yok ederler. Boşlukta oluşan bu kararasız parçacıklar karşıt çiftler halinde oluşur ve tekrar birleşerek bir ışınım salar ve kaybolulurlar. Eğer boşlukta bir karşıt parçacık saptanabiliyorsa bu parçacık fizikte bilinen ters spin'e ve ters yük'e sahipse aynı zamanda bir ''zaman tersinirliği'' özelliğinide sahip olabilir! Fizikte buna C-P-T özelliği adı verilmektedir. ''C' parçacığın yükü, P 'spin yönü, T ise zaman tersinirliği denen zaman simetrisini ifade etmektedir.C simetrisine göre parçacıklarla oluşan bir olay karşıt parçacıklarlada oluşabilmelidir. Başka bir anlatımla parçacıkların elektrik yüklerinin işaretini değiştirmek olayı hiç değiştirmemelidir.Böyle bir olay mümkünse P simetriside bu olayın bir aynada görülen görüntüsünün mümkün olacağını içerir.T simetrisine gelince olayın filmi yani zaman içindeki akışı, zaman'ın ilerleme yönündede tersi yöndede aynı olmalıdır.Gündelik yaşamın makroskopik boyutlarında bu zaman tersinirliği gözlemlenemesede parçacıklar dünyasında bu böyle değildir; kuantum deneyleri sonucunda hem fiziksel hemde matematiksel bir çerçevede parçacıklar arasında sol ve sağ ya da geçmiş ve gelecek biçiminde kusursuz bir tersinirlik vardır.

Gerçi bu zaman tersinirliği etkine ben katılmasamda kuantum fiziğinin genel ön görüleri dahilinde bilginiz olması amacıyla bu kuramları ifade ediyorum. Bu fikirlere göre Kip Thorne'un kuantum boşluğunda uzay-zamanın farklı noktalarını birbirine bağlayan ''kurtdelikleri'' kuramıyla ve RicharFeynman'ın zaman tersinirliğine sahip karşıt parçacık kuramlarıyla ve hatta Feinberg'in ışıktan hızlı hareket eden takyon parçacıkları kuramıyla ve EPR (Einstein-Podolsky-Rosen) etkisi denen ışık hızını aşan anlık iletişimin mümkün olduğu kuramlar bağlamında ve yine paralel evrenler bağlamında ifade edilen ''zaman yolculuğu'' kavramı bu kuramlarla bilimsel alanda tartışılır bir zemine otursada ben kendi adıma tüm bu kuramlara karşıyım. Zaman yolculuğu gerçekten çok daha basit ve derin bir bilginin uygulanmasıyla mümkündür. Zaman yolculuğunu yapabilmek için odaklanılması gereken temel bilgi ''maddenin bir enerji yoğunluğu olduğu ve bu enerjinin belirli bir titreşim yapısına sahip olduğu'' bilgisidir.Görünmezliğin, antigravitasyonun, boyut değiştirmenin, zaman yolculuğunun hatta teleportasyonun bile anahtarı ''bahsedilen enerjinin titreşim hızını kontrol edebilmek ve bu titreşimleri yönlendirebilmek'' te gizlidir.Gerçi kuantum denklemlerinin sunduğu enerjinin titreşimsel yapısıyla açıklanabilecek düz uzaydan eğri uzaya geçiş formülü geometrik bir tasvire çevrildiğinde kısmende olsa Einstein'ın genel görecelik denklemleriyle uyuşan bir motife sahiptir.Bu açıdan ışıktan hızlı takyon parçacıkları kuramı ve uzay-zamanda kestirme yollar kuramı olan ''kurt delikleri'' kuramları benim zaman yolculuğu düşünceme daha yakın olan kuramlardır. Max Planck'tan beridir frekansla enerjilerin orantılı olduğunu biliyoruz, buna göre kesikli bir enerji spektrumu karşımıza çıkmaktadır.Aslında benim kuramımda burda ortaya çıkıyor.Frekansa sahip bir enerji dediğimizde ve zaman'ıda enerjiye bağlı titreşimsel bir ritim olarak ele alırsak zaman'ında kesikli bir yapıya sahip bir tür enerji ya da 4.boyutta asılı bir frekans bandı olduğunu söyleyebiliriz.Peki zaman hangi titreşim düzeyi ve modunda enerjiye nasıl bağlanır. Elektomanyetik alan denklemleri ile serbest enerji alanlarına ait dalga atmalarını zaman'ın ışık hızıyla paralel olan akışına nasıl bağlayabiliriz...? Bir zaman kayması enerji'ye bağlı nasıl bir kuantum faz değişimidir.? Enerjinin kendi içerisindeki ışıması, enerjinin kendisini bir zaman yapısı olarak bir süreklilik olarak ortaya koymasından dolayıdır. Elektromanyetik enerji zaman fenomenini de yansıtan yapısı itibariyle bir zaman kayması etkisiyle bizi paralel boyutlara ve başka zamanlara nasıl bir kuantum faz değişimi yaratarak taşıyabilir.Enerji ve Zaman ilintisi uzayda iki yıldızın ya da evimizin içerisindeki iki eşya arasındaki uzaklığı yaratan ve mesafeyi yansıtan şeyin ne olduğunuda kendi içerisinde saklayan birbirine bağlı iki kavramdır. Enerji, Zaman ve Mesafe!

                                                    

Maddenin çok küçük enerji kuantumlarından(foton) meydana geldiğini ve bu kuantların belli vektörel açılarda salınma ve dönme hareketleri yaptıklarını ve bu hareketlerin(salınım hızı ve biçimlerinin) onlara kütle, polarite, ve boyutsal bir yapı kazandırdığını söyleyebiliriz.Kuantum mekanik bir ifadeyle bu parçacık hareketleri ya da bu atom-altı kuantların salınım hareketleri bir nesnenin yoğunluğunu ve o nesnenin zaman çerçevesini yaratır.Kütle denen şey aslında elektriksel bir titreşimdir.Titreşimleri istenen sonucu verecek ölçüde değiştirdiğinizde kütlenin bağlı olduğu zaman ve uzay sürekliliğinide değiştirmiş olursunuz. Bir maddenin enerji yoğunluğuna ait titreşim yapısını değiştirmek ve maddenin içinde yer aldığı uzay-zaman sürekliliğini çarpıtmak için anahtar teknoloji ''Manyetik Rezonans Alanları'' tekniğidir.

                                  

Zaman yolculuğunun sırrı ise zaman makinesinin motoru denebilecek(UFO motoru) bir tür minyatürleştirilmiş parçacık hızlandırıcı akselatörde saklıdır.Manyetik bir vakum tüpü içerisinde iyonize bir akışkan ışık hızı ve daha üstü hızlarda hızlandırılabilir. [Albert Einstein ustanın kulakları çınlasın ama böyle bir dehanın ''ışık hızına yaklaşan cisimlerin kütlesi artar'' demesi ve özel izafiyet kuramında buna yer vermesi doğrusu ilginçtir. Her ne kadar parçacık hızlandırıcı akselatörler bu kurama bağlı olarak inşa edilselerde bu kuram yanlıştır. Ben yinede Albert Einstein'ın denklemin bu noktasını pek derin düşünmediğini sanıyorum] Bu süreçte dairesel manyetik helozonlar içinde ışık hızında ve üstü hızlarda dönen elektronların saldıkları ısıl nitelikli olmayan yüksek enerji fotonlarının maddeyi(zaman aracının) oluşturan enerji fotonlarıyla reaksiyona girmesiyle bizim maddesel yapımızı bu boyutta gösteren kendi enerji yoğunluğumuza ait kuantların vektörel salınma hareketlerini değiştirebiliriz. Böylece ışık hızını aşan bir titreşim hızıyla kendimizi uzay/zaman sürekliliğinin daha üst açılımları içerisine doğru kaydırarak kendi zaman boyutu frekanslarımızın farklı frekans dilimleri arasında yerdeğiştirebiliriz.

Gördüğünüz gibi zaman yolculuğu yaparken ne karadelikleri, ne solucan deliklerini, ne takyonları ne de korkunç güçte enerji yıldırımlarını kullandık. Sadece bir enerji yoğunluğu olan maddenin titreşim hızını değiştirdik. Bilim adamlarının bunu bugüne kadar düşünmemiş olması belkide görünürde çok basit olduğu içindir! Basit görünen ama içine girildiğinde çok zor olan bir sistem bu. Aslında bilim akademisyenlerinin sandığı gibi zaman yolculuğu tüm dünyanın ortak olacağı yıldızlar arası medeniyetlerin yapabileceği korkunç büyüklükte sistemler gerektiren bir yapı değildir.Tam aksine evinizin bodrum katında yapabileceğiniz bir sistem. Bu sistemle evinizin bodrum katından yola çıkıp milyonlarca ışık yılı uzaktaki VEGA yıldızının çevresinde dolanan bir gezegene bir anda kayıp gitmek olasıdır. Çünkü mesafe denen uzaysal aralığını yaratan şey zamanın sonsuza uzanan frekanslarıdır (Şimdi ben ne demek istedim gelde anlayın! tabi bunu anlayabilirseniz?). Zaman kayması denen şey bizim, uzayın sonsuz mesafelerini bir anda atlamamıza olanak sağlar.

Zamanda geriye dönüş

İngiliz teorisyen P.A.M.Dirac,1931 yılında anti-madde zerrecikleri kuramını ortaya attı.Bu zerreciklerin, hergünkü evrendeki zerreciklerin aynaya vurmuş zıttı olduğu söylenebilir.Dirac böyle bir anti-madde zerreciğinin, yani pozitronun varlığı konusunda tahminde bulunmuştu.1932'de CarlAnderson bunu deneyle doğruladı.Pozitronun elektrona eş bir kütlesi vardır, ama elektrik şarjı elektronunkinin zıddıdır.Bir elektronla karşılaştığı zaman, ikisi de yok olur.Sonuçta, yüksek enerjiye sahip gama ışınları yaratılır.

Fizikçi Richart Feynman, pozitronun gerçekten bir eklektron, ama zaman içinde geriye doğru hareket eden bir elektron olduğunu önerdi.Doğrusu matematik teorisine göre de, eğer bir elektron bunu yapabiliyorsa, tıpkı bir pozitron gibi davranmalıdır.Feynman daha da ileri giderek, tüm anti-madde zerreciklerinin zaman içinde geriye doğru giden sıradan zerrecikler olduğu fikrini ortaya attı.

ZAMAN ROKETİ VE GEÇMİŞE YOLCULUK:

Zamanda seyahat edebilen araç, H.G. Wells'in ''Zaman Makinası'' ve Sovyet yazarı Nikolsky'nin ''Bin Yıl Sonra'' adlı kitaplarının ana tema'sını oluşturmasının yanısıra, Emile Drouet adındaki bir fransız mühendis ve astronomunun üzerine ciddi bir şekilde eğildiği bir projeye de konu olmuştur.

Emile Drouet, geçmişe uçan bir roketle ilgili bu ''Zaman Roketi'' projesini, 1946 yılında, Vigneux- sur-Seine'de sergiledi. Karmaşık matematik formüllerle dolu olan bu hacimli projede Drouet şunları yazıyordu:

<< Kabul etmeliyiz ki, bir kaç yüzyıl ya da bin yıl içerisinde, Zaman'da seyahat bir gerçek ve uygulanabilen bir olanak haline gelecektir.>>

Kendi ekseni çevresinde dönmekte olan Dünya, aynı anda Güneş'in çevresinde de saatte 107.181 Km.lik bir hızla dolanır.Tüm Güneş sistemi de uzayda saatte 69.198'Km.lik bir hızla, Hercules takımyıldızındaki Vega yıldızının yakınındaki bir noktaya doğru yol almaktadır. İşte, Dünya, hem Güneş'in çevresinde döner, hem de yıldızlararası uzayda hareket ederken bir sarmal (spiral) çizer.

         

 

Drouet'in Zaman' da seyahat tekniği, Dünya'nın uzayda izlediği bir sarmal yol ile Zaman'ın durağan olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Drouet de bir çok bilim adamı gibi, zaman'ın durduğunu ve hareket edenin bizler olduğunu ileri sürmektedir. Geçmişe seyahat etmek için, adımlarımızı geriye doğru izleyerek belirli bir tarihte Dünya'nın bulunmuş olduğu tam o noktaya gitmemiz gerekmektedir. Bu zaman yolculuğunun dönüşü yoktur ve insanların yerini makinaların alması zorunludur. Drouet'in tekniğini anlamak için, gezegenimizin uzayda izlediği sarmal yolu, örneğin yaylı yataktan çıkarılmış bir yay ile kıyaslayalım . Yayın her bir dönüşü Güneş'in çevresindeki bir yörüngeye tekabül etsin.Zaman açısından, bu yay üzerinde ne kadar dönüş varsa, biz de o kadar geriye gidebiliriz. Şimdi, elimize bir kalem alıp, tüm dönüşlere dışarıdan değecek şekilde bu yaya dayayalım. Bu durumda, kalemimiz Drouet'in roketinin rotasını belirler. Roket, geriye, sarmalı değil de kalemin temsil ettiği kestirme bir yolu izleyerek gidecektir.

Drouet'in sistemine göre, Zaman Roket, tutulum'a (ecliptic) dikey gelecek şekilde ve Güneş Sistemi'nin uzaydaki ilerleyişinin hedefini oluşturan noktanın ters yönünde fırlatılır. Aracın hızı, Dünya'nın Güneş'in çevresindeki dönüş hızına, yani saatte 107.181Km. ye eşit olmalıdır.Drouet'in Zaman'da seyahat eden bu uzay aracı, jiroskoplar, radar ve daha başka bir çok cihazla teçhiz edilecektir.

Roket'in 1979 yılında fırlatıldığını ve Fransız ihtilali'nin olduğu 1789 yılına gideceğini düşünürsek, 1789 yılında Dünya'nın bulunduğu noktaya varabilmek için Dünya'nın izlemiş olduğu sarmal yolun 1790 çemberine ya da dönüşüne değmesi gerekecektir. Roket, yıldızlararası uzayda bu noktaya vardığında, cihazlar, Dünya'nın o tarihteki görüntülerini tespit etmeye ve Fransız ihtilali'ni göstermeye başlayacaklardır. Bu görüntüler de şimdiki yerinde bulunan Dünya'ya nakledilecektir.

Teknik yanına hiç dokunmadan kısaca değinilen bu Zaman Araştırma Aracı'nın gerçekleştirilmesi, oldukça pahalı ve zor olmalıdır. Aslında, rölavistik görüşe göre, uzayda hareket geçmişe gitmeyi ima etmez. Bu cesur projenin teorik temelinin kusursuz olduğu söylenemeyeceğine göre, uygulamada ne kadar geçerli olduğu da kuşku götürür.

Zamanda Yolculuk:

Yüzyıllardır insanların kafasını kurcalayan bir soru: Zamanda yolculuk mümkün müdür? Son yıllarda teknolojinin ilerlemesi ve görüş açısının genişlemesiyle daha çok düşünülen bir konu zamanda yolculuk. Bu kavram, değil bir paragrafta, bir kitapta bitirilemeyecek bir konu. Her zaman olduğu gibi zamanda yolculuk için de çeşitli görüşler var. Bu konu gerçek anlamda bilimsel olarak Einstein'in görelilik kuramından sonra düşünülmeye başlandı. Görelilik kuramına göre, zamanda yolculuk bir bakıma mümkün, bir bakıma mümkün değil. Böyle olmasının nedeni, konuya bakış açısına bağlı. Çünkü ışık hızı bir sınır olmak üzere, iki türlü zamanda yolculuk vardır. Görelilik kuramından evrenin büyüklüğünü irdelerken söz etmiştim. Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, Einstein'ın kitabını okumalısınız. Geleneksel fizikte basit bir yol formülü vardır. Hız eşittir yol bölü zaman. (V= S/t) Yani hız, yol ve zaman arasında bir bağıntı vardır. Görelilik kuramında ise olay bu kadar basit değildir. Bu kurama göre cisimler ışık hızından daha hızlı yol alamazlar. Yani yukarıdaki formül sonsuza kadar kullanılamaz. Ayrıca işin içine bir de kütle girer. Buna göre hızı artan bir cismin kütlesi de artar.

Gene bu kurama göre cismin hızı arttıkça, zaman yavaşlar. Öyle ki cismin hızı ışık hızına gelince zaman durur. Cisim ışık hızını geçebilirse zaman geriye doğru akmaya başlar. Böylece karşımıza iki çeşit zamanda yolculuk çıkıyor:

1- Işık hızının altında olan hızlarda, ileriye doğru zamanda yolculuk

2- Işık hızının üstünde olan hızlarda, geriye doğru zamanda yolculuk.

Görelilik kuramına göre bir cisim hareket ediyorsa, birinci şıkta olduğu gibi zamanda yolculuk yapmaya başlamıştır. Hatta evin içinde yürüyorsanız bile, zamanda yolculuk yapıyorsunuz demektir. Fakat bu sırada hızınız o kadar düşüktür ki, bu yolculuktan ne siz etkilenirsiniz, ne de çevrenizdekiler. Bir otobüsle veya bir uçakla yolculuk yapmanız durumu değiştirmez. Hızınız ışık hızına göre hep ihmal edilebilir düzeydedir. Dünya üzerinde yapılan yolculuklarda çok yüksek hızlara çıkılamayacağından, kimsenin yaşantısında bir değişiklik olmaz. [ Çetin BAL:Sayın Mehmet Sinan Gür'e ait olan bu yazı dizisinde zamanda yolculuk olayının iki şekle ayrılması zaman yolculuğuna ait bir çok bilimsel hipotezler ve öngörüler dururken yetersiz kalmaktadır. Örneğin genel görelik kuramının kuantum kuramı denklemleri ile karıştırılması sonucunda ortaya çıkan uzay-zaman eğrilikleriyle oluşan solucan delikleri de ciddi anlamda, zaman yolculuğunu olası kılabilecek bir potansiyel kuramdır. Yine ışıktan hızlı giden takyon enerjisi kuramı da farklı bir zaman yolculuğu ihtimalini bize sunmaktadır.]

Fakat uzayda yapılan yolculuklarda durum değişmeye başlar. Hızın dünyada olduğundan fazla olmasıyla, yolculuğu yapan kişi veya araç için zamanın yavaşlaması hesaplanabilir noktaya gelir. Aya giden astronotların dünyada yaşayanlara göre 1 saniye daha az yaşlandıkları hesaplanmıştır. Zamanın yavaşlama düzeyi, yapılan yolculuğun hızına bağlıdır. Hız ne kadar çoksa, zaman o kadar yavaş geçer; ta ki hız ışık hızına varana kadar. Yolculuk hızı ışık hızına vardığında, zaman akışı durur. Görelilik kuramına göre, yolculuğu yapan kişi ve aracın hızı arttıkça kütlesi de artmaktadır. Kütle artışı, yavaş dünya hızlarında ihmal edilebilir düzeydedir. Fakat ışık hızına ulaşıldığında kütle sonsuz olur. Görelilik kuramının getirdiği formüllere göre bir kütlenin, bir aracı bir kişinin ışık hızına ulaşması olanaksızdır. Fakat yüksek hızlarda zamanın yavaş geçtiği kanıtlanmıştır. Astronotlar aya değil de daha uzak yerlere, daha yüksek süratlerle gidip gelmiş olsalardı, dünyadakilerle astronot arasında oluşan zaman farkı 1 saniye değil, hatırı sayılır bir düzeyde olacaktı. Örneğin, yeterli bir hızda ve yeterli bir uzaklığa yapılan bir yolculukta, dünya yüz yıl yaşlanırken, araçta bulunan astronot yalnız bir yıl yaşlanabilecekti. Bu durumda, astronot geleceğe doğru zaman yolculuğu yapmış olacaktı. Astronot dünyaya döndüğünde, karısı ölmüş olacak, çocukları yaşamlarının son yıllarında olacak, torunları veya torunlarının çocukları da kendi yaşında olacaktı. Görelilik kuramına göre zamanda yolculuk böyle gerçekleşir.

Astronotumuz 1 yıl yaşamakla zamanda yüz yıl ileriye gitmiş olur. Buna karşın, gene görelilik kuramına göre astronot hiçbir şekilde yolculuğa başladığı zamanın gerisine gidemez. Hızına bağlı olarak, kendisi için zaman daha yavaş geçer; o kadar. Yolculuğa başladığı zamanın gerisine gidebilmek için astronotun aracının, yolculuğu sırasında ışık hızını geçmesi gerekir. Fakat hiçbir cisim ışık hızında veya ışık hızından daha hızlı hareket edemez. Öyle ise görelilik kuramına göre zamanda geriye doğru yolculuk olanaksızdır. Şimdi bilimin yollarını biraz zorlayalım. Işığın dalgalar ve foton parçacıklarının birleşimi şeklinde yayıldığı düşünülüyor. Işık hızını geçememek demek, foton parçacıklarının madde ve parçacıklar içinde hareket edebilen en hızlı parçacık olarak kabul etmek demektir. Fakat son zamanlarda takyon denen ve fotondan daha hızlı hareket edebilen parçacıklardan söz ediliyor. Bu parçacık böyle bir özellik gösteriyorsa, hem daha bilmediğimiz şeyler var demektir, hem de zamanda geriye doğru yolculuk olanaklı olabilir demektir.

Peki ışık hızını geçen madde veya parçacık neden zamanda geriye doğru yolculuk yapmış olsun? Bir astronot veya biz, ışık hızından daha hızlı gittiğimiz zaman daha önce büyük patlama kuramında incelediğimiz gibi, geride kalan hiçbir şeyi göremeyiz; çünkü geride kalan cisimlerin ışınları bize ulaşmazlar. Fakat burada küçük bir hile var. Bize yalnızca o an yayılan ışınlar ulaşamaz. Ama geride kalan cisimlerin daha önce yayılmış ışınları vardır. Işık hızını geçen madde biz olsak, geriye doğru oynatılan bir film şeridi gibi, geçmiş zaman ait ışık ışınlarının eski halini görmeye başlarız.

Güneşin ışınları bize, yayıldıktan 8,5 dakika sonra ulaşıyor. Şu anda güneş sönse, bunu ancak 8,5 dakika sonra anlarız. Güneş bir ışın yaydığı sırada bir astronot o ışınla aynı hızda, yani ışık hızında dünyaya gelse, güneşten çıkışından 8,5 dakika sonra dünyaya ulaşır ve bu süre içinde hep aynı ışını görür. Astronot güneşin ışınlarından daha hızlı olursa, güneşin daha önce yaydığı ışınları yakalar ve onları geçer. Böylece güneşin, kendisi yola çıkmadan önceki durumunu görür.

Güneş ışınları sürekli olarak dünyaya çarpıyor ve yansıyor. Işınlar dünyanın uzayda görünmesini sağlıyor. Casus uyduları yerde olan biten her şeyi gözlüyorlar. Dünyadan yansıyan güneş ışınları uzayda yayılıyorlar. Dünya uzaydan görünüyor. Peki astronotumuz güneşten değil de dünyadan yola çıksaydı ne olurdu? Diyelim ki astronot normal bir hızla yola çıktı ve dünyadan uzaklaşmaya başladı. Astronot dünyayı gözlüyor olsun. Bu arada aracının hızı artmaya başladı. Aracın hızı arttıkça dünyadan gelen ışınların araca ulaşması daha zor olacağı için, astronotun gözlediği dünyadaki hareketler gittikçe yavaşlar. Astronotun aracı ışık hızına ulaştığında, dünyadan gelen ışınlarla birlikte yolculuk yapmaya başlar ve dünyadan gelen görüntü, bir video görüntüsünün duraklama tuşuna basılıp dondurulması gibi donar. Aracın hızı ışık hızını geçtiği zaman görüntü, bir video bandının geriye sarılması gibi, geriye doğru gitmeye başlar. Astronot kendisini göremez; çünkü hızı ışık hızından fazladır. Kendi görüntüsü kendisine yetişemez.

Astronot bu durumda ancak aracı ışık hızına çıkmadan önce yayılmış olan ışınları görebilir. Araçta geçen bir sürenin sonunda, astronotun gördüğü içinde bulunduğu araç, yolculuğa çıkmasında bir süre sonrasına döner. O zaman astronot kendisini ve aracının geri geri giderek dünyadan atıldığı ana döndüğünü görür. Aracına bindiği gibi indiğini, geri geri uzaklaştığını görür. O anda dünyada olsa, kendi kendisiyle el sıkışabilir. Yaptığı yolculuğun zorluklarını, ve yaşadığı deneyimi kendisine anlatabilir; kendisinin bazı konularda daha dikkatli olmasını sağlayabilir. Zaman, bir video bandına kaydediliyormuş gibi kaydediliyor. Zamanda geriye dönüş mümkün olsa, yapılan hataları düzeltmek mümkün olabilir. Zaman içinde olayların hep aynı şekilde gelişmesi (kader) diye bir şart yoktur. Biz yalnızca içinde bulunduğumuz zaman dilimini yaşıyoruz. Bulunduğumuz zamandan bir an öncesinde varız. Bir saat, bir gün, bir yıl, on yıl, kırk yıl öncesinde gene ya varız ya da henüz yaşamaya başlamamışız, yalnız annemiz, babamız var. Benden, her an için bir tane daha var. Mümkün olsa ve zamanda geriye gidebilsem, yani şimdi bulunduğum zaman dilimini geriye doğru değiştirebilsem, kendimi orada, gittiğim zaman diliminde görürüm. Neler yaparım? Şu anda geçirmiş olduğum bir ameliyatı, tehlike büyümeden, daha önce olmayı öneririm. Bugün teşhisi konmuş hastalığımın ne olduğunu anlatırım. Ayrıca, daha geçmişe gidersem, anneme, babama, kinin içip zehirlenerek ölen anneanneme dedeme nasihatlerde bulunurum. Nasıl olsa onlarla aynı yaşta veya daha büyük olacağım. Beni kendilerinden büyük bir kişi olarak görecekleri için belki dinlerler. Onlar için ve benim için gelecek, şu anda olduğundan farklı olur. Belki anneannem ölmezse, annesi farklı bir kişi olan teyzem doğmaz. Annem iyi bir evlilik yapar veya babam aksilik yapmaz. Belki ben de doğmam ama, şu anda yaşamakta olan ben ve teyzem bu durumdan hiç etkilenmez. Belki küçük teyzem de vaktinden önce evlenmez ve kuzenlerim de doğmaz. Bizim yerimize başka insanlar olur. Yani hayatın akışı şu anda olduğundan çok farklı olabilir.

Fakat bu değişiklikler yalnızca o zaman dilimini etkiler. Yaşadığımız an etkilenmez. O zaman diliminde olacak değişiklik, ancak bugüne gelene kadar zaman geçtikten sonra bugünü etkiler. Biz de bu arada normal zaman akışı içinde, daha ileride bir zaman diliminde oluruz. Çünkü zaman ve olaylar, bir teyp bandına kaydedilir gibi kaydedilmektedirler. Bandın bir yerinde değişiklik yaptığınız zaman, bandın tamamının değişmesini isterseniz, bandın sonuna kadar kayıt yapmasını beklemelisiniz. Bant ancak yeni kayıt eskisini sildikçe değişir. Çok fazla geriye gitmezsem, benden her an için bir tane ben olacağından ben yalnızca bir zaman aralığına ait olan diğer kendimi etkilemiş olurum. Ama şu andaki durumum bundan etkilenmeyeceği gibi, geçmişimi de aynen şimdi bildiğim ve yaşadığım gibi bilirim.

Başka bir benzetme daha yapayım. Birçok kimse zamanı sakince akan bir ırmağa benzetir. Bu oldukça doğru bir benzetmedir. Irmağın kaynağı büyük patlamadır. Ancak bu ırmak hiçbir zaman bir denize dökülmez. Diyelim ki ben dev bir adamım ve zaman ırmağının kıyısında duruyorum. Irmağın kaynağını görüyorum. Ancak o kadar büyük olmama rağmen nereye döküldüğünü göremiyorum. Parmağımı bir yerde suya sokup ırmağı bulandırıyorum, karıştırıyorum, köpürtüyorum. Su aktığı için, zaman geçtikçe parmağımı suya soktuğum yerden başlamak üzere su, suyun aktığı yöne doğru karışır. Parmağımı suya soktuğum yere gelen sular, yollarına karışarak devam ederler. Karışmış olan suların uzunluğu zamanla ne kadar artarsa uzasın, o noktayı daha önce geçmiş olan sularda bir değişiklik olmaz. Normal akışına devam eder. Suyun ilerlemiş olan yerleri bu karışıklıktan etkilenmez. Çünkü onlar da zamanla birlikte akışlarına devam ederler. Karışıklık ilerilere hiçbir zaman yetişemez. İşte zaman da aynı böyle bir davranış içindedir. Suyu bulandırma işlemini zamanda geri dönüş ve geçmişi değiştirme kabul edersek yaşanan olayların akışındaki değişiklik aynı ırmaktaki karışıklık gibi olur. [Çetin BAL: Zaman ve uzay geçmişte bir noktada bir büyük patlama sonucu oluşmamıştır. Benim kendi amatör araştırma metodlarım içerisindeki bulgularıma göre 'uzay/zaman' geçmişte bir noktada bir büyük patlama sonucunda yoklukta beliren bir şey değildir. ENERJİ uzay/zaman' ın yansımasıdır. Ve boşluk enerjidir.Ve enerji hep vardı. Uzay/zaman, sonu ve başı olmayan ve kendi üstüne kapanan sınırsız ama sonlu bir yapıya sahiptir. Bu kendi üstüne kapanan küresel evren modelinde kürenin çapı sonsuz olduğundan benim kendi öngörüme göre kendi üstüne kapanan bu pozitif eğrilikli uzay'la sıfır eğrilikli uzay denen düz öklit uzayı aynı evreni ifade eden iki kuramdır.Yani bir kaynaktan çıkan ışık ışınları sonlu ama sınırsız olan (çapı sonsuz olan) bu küresel evren yüzeyinde asla başladığı yere geri dönemez. Ama ışık daima bir eğri çizerek uzay boyunca ilerler.Ve ışık tam bir çember oluşturma eğilimi içerisinde sınırsız ama sonlu evren yüzeyi içerisinde sonsuza dek hareket eder. Buna göre ben diyorum ki zamanın bir başlangıcı ve sonu yoktur. O tanrının ebedi nefesi gibidir.Tanrı varoldukça zamanda varolacaktır. Zaman, tanrının ucu-bucağı olmayan hafızasıdır.Bilinen anlamda bir yaratılış olmadı. Herşey herzaman vardı.Ama böyle olması Tanrı'nın var olmadığı anlamına da gelmez. Tam aksine ZAMAN onun yansımasıdır.]

Dünyamızın ve evrenin bir geçmişi olduğunu biliyoruz; ancak yaşanmış bir geleceği olup olmadığını bilmiyoruz. Biz bulunduğumuz anı yaşıyoruz. Zamanı gelince sonrasını yaşıyoruz. Ama şimdi bulunduğumuz anın sonrası acaba yaşandı mı? Yani acaba geleceğimiz yaşandı mı? Yani şimdi ırmağın neresindeyiz? Sonunda mı ortalarında bir yerlerde mi? Geleceğimiz bir yere kadar gene bizim tarafımızdan yaşandıysa, bunu bilemeyiz. Hiçbir şeyin farkında olamayız. Zaman ırmağının herhangi bir yerinde noktasında olabiliriz. Yalnızca zamanda yolculuk yapmasını becerebilecek olanlar bunu bilebilirler.

Amerikan senatosunda uzaylıların olduğu iddiaları var. Aslında kanımca, bu uydurma bir haberdir ama belki de biz bilmeden geleceğimizden geri dönüp bizi yönlendirmeye çalışan insanlardır bunlar. Bu olasılığı da düşünebilirim. Belki bazı dünyalıları alıp, eğitip, geri getiriyorlar. Onlara göre daha önce dünyanın başına gelmiş, bize göre olabilecek felaketleri önlemeye çalışıyorlar. Bu pek uçuk bir düşünce gibi görünebilir ama bunu düşünen ilk ve tek insan ben değilim.

Bundan yüz yıl önce aya gidilebileceğini belki yalnız Jules Verne düşünebiliyordu. Bu gerçekleşti; şimdi gözler başka hedeflere dikildi. Fakat Jules Verne ve çağdaşları aya gidildiğini göremediler. O çağdaşları tarafından hep uçuk bir yazar olarak anıldı. Wright kardeşler 1910 yıllarında ilk uçağı yaptılar, otuz yıl sonra jet uçakları çıktı; yirmi yıl sonra da aya gidildi. Bu baş döndürücü gelişme nasıl oldu? Birileri yardım etmiş olabilir mi acaba?

Her ne kadar, biz zamanın herhangi bir noktasında olabilirsek de bu kayıtın, bu durmadan akan ırmağın, ilerlemekte olan bir sonu ve bir başlangıcı olsa gerek. Zaman içinde yolculuk gerçekleşse bile, bir noktadan sonra geriye veya ileriye gitmek olanaksız olacaktır. Çünkü henüz öyle bir zaman yaşanmamıştır.

Büyük patlama öncesi zamanın başlangıcı olarak kabul edilir. Büyük patlamanın öncesi diye bir zaman da yoktur. O nedenle başlangıcın öncesine zaman yolculuğu ile bile gidilemez. Normal şartlar altında düne, hatta yaşadığımız anın bir an öncesine geri dönemeyiz; fakat dünü tarif edebiliriz. Ne işler yaptığımızı, ne yemek yediğimizi, hangi sinemaya gittiğimizi anlatabiliriz. İnsanlık tarihini, arkeolojik kazılara bakarak dünyanın yaşını, uzaya bakarak evrenin yaşını tahmin edebiliriz. Fakat yarın için böyle bir şey yapamayız. Yarın her şey olabilir, hiçbir şey olmayabilir, yarının kendisi olmayabilir. Zaman şeridi içinde nerede olursak olalım, zamanın ulaşılamayacak olan bir sonunun olması gerek. Zaman yolculuğu ile bile gidilemeyecek bir son. Zamanda yolculuk olanaklı olsa bile, yaşanmamış bir geleceğe yolculuk yapılamaz. Diyelim ki, bir uzay gemisi, astronotları veya kozmonotları ile uzayda yolculuk yaparken, dünyada yüz yıl geçiyor; yolcular için ise bir yıl. Yolcular dünyaya döndüklerinde dünyanın, ayrıldıklarından yüz yıl sonrasını buluyorlar; ama dünya bu yüz yılı yaşamış oluyor. Yolcular ise, dünyanın yaşadığı geleceğe yolculuk yapmış oluyorlar. (Çetin BAL: Zaman, başlangıcı ve sonu olmayan sonsuz bir dairedir. Evren belli bir süre önce ortaya çıkmış bir varoluş değildir.Evren hep vardı zaten. Ve dinsel anlayışların öngördüğü gibi evrenin bir başlangıcı olduğu ve sonu olduğu düşüncesi yanlış bir kanıdır.Şimdi'den geçmişe uzanan hür iradeyle sergilenmiş olasılıklar dizini nasıl mevcutsa gelecek'te özgür irade çerçevesinde yaşanmış tüm olasılıklar dizini olarak bir dördüncü boyutta öylece asılı durur. Aynen yaşanmış geçmişin bir dördüncü boyutta asılı durduğu gibi! Geçmiş olayların frekansalarını Şimdiki zamanın frekansları içersinden hala oluyormuş gibi algılamak nasıl mümkünse gelecek zamana ait olayların frekanslarını 'da Şimdi' ki zamanın frekansları içerisinden bugün varmışlar gibi naklen yayın şeklinde algılamak mümkündür. Tüm zamanlar iç- içe frekanslar şeklinde yaşanırlar. Bu, aynı boşlukta milyonlarca TV görüntüsünün bir alıcı antene gelmesi gibi tam Şimdi' de duran bir kahinin zihnine aynı anda üst-üste tüm zamanlara ait görüntülerin yansıması gibi bir şeydir.Tüm sonsuzluğu tek bir AN'ın içerisinde görebilmek sonsuzluğu tek bir AN'a sığdırmaktır.)

Birçok insan UFO gördüğünü iddia ediyor. Belki gerçekten de görmüşlerdir. Bu konudan UFO haberlerinde söz etmiştim. Orada sözü geçen adamlar, canlılar başka bir dünyadan gelmiş olabilecekleri gibi, bizim kendi geleceğimizden de gelmiş olabilirler. Bunlar belki kendilerini tanıtmadan bazı savaşlara bile katılmışlardır. Yüksek teknolojileri sayesinde savaşın seyrini değiştirmişlerdir. Belki bazı savaşları çıkarmışlar, bazılarının çıkmasını engellemişlerdir. Bazısına da hiç müdahale etmemiş ve yesinler birbirlerini. demiş olabilirler. Dikkat edilecek olursa, şimdiye kadar yapılan savaşların tümünü, teknolojisi yüksek olan taraf kazanmıştır. Gerçekte bütün savaşların galibi kahramanlık değil teknolojidir.

İleride nükleer bir savaş çıksa ve insanlar birbirlerini yok etmiş olsalar, geleceğimiz olmayacak ve dünyanın ekolojik dengesi bozulacak demektir. Böyle bir olasılığı ortadan kaldırmayı, geleceğimizi bilen torunlarımızın torunları veya uzaylı dostlar kendilerine görev saymış olabilirler. Keşke böyle bir şey olmuş olsa değil mi? O zaman yaşantımız ve dünyanın geleceği garanti altında olurdu. Diyelim ki dünya patladı ve yok oldu. Geçmişten gelenler böyle olduğunu gördüler ve geri dönüp geleceği değiştirmeye karar verdiler ve değiştirdiler. Patlayan dünya ne olur? Değiştirmeye başladıkları anın bir an sonrası aynı kalır. Öyle ise patlayan dünya gene patlar mı? Ben şimdi yaşıyorum. Geçmişi tekrar yaşayamam. Peki geçmişteki dünyamız yok olmuş olsa ben nasıl bilebilirim? Yanıt: Bilemem. Geçmişimi nasıl biliyorsam gene öyle bilirim. Zaman geçtiği için yerimde durmuyorum. Ayrıca bir geçmiş yaşadığıma göre, patlamamış bir geçmişim var demektir. Biri gidip patlatmadığı sürece yerinde kalır. Gelecekte patlayan dünya ise patlama sonrası neler olur, yaşanırsa onu yaşar. Fakat zaman yolcuları tarafından gelecek değiştirilirse, zaman geçtikçe patlamanın sonrası değil fakat izleri silinir. Zaman geçtikçe sonrası da silinir. Patlamada ölen insanlar bunu bilemez. Patlama önlenirse ölmezler.

Burada çok önemli bir soru çıkıyor önümüze: Maddenin sorgulanması. Zaman geçtikçe, zamanla birlikte madde yeni zamana transfer olur. Zamanda yolculukta madde, geçen zamana uygun olarak transfer olmaz; ya gerisinde kalır, ya ilerisine gider. Zaten bütün sorun da bundan çıkıyor.

Bir düşünceye göre, bazı amerikan filmleri, insanları uzaylıların veya gelecekten gelen torunlarımızın varlığına alıştırmaya çalışmaktalar. Bu filmlerde zaman yolculukları, uzaylıların pek de kötü varlıklar olmadıkları bir kısmının aynen bizim gibi canlılar oldukları, bir kısmının ise insandan farklı özellikler taşıdığı anlatılıyor; günün birinde onlarla karşılaşırsak şok olmayalım diye.

Belki de bu filmleri çevirenler yalnızca benim gibi düşünüyorlar. Bu filmler aynı zamanda, zamanda yolculuğun nasıl bir şey olduğunu da anlatmaya çalışıyor. Fakat bu filmlerde geçen bazı düşünceler, benim daha önce anlattığım akan ırmak veya bant kaydı örneklerine uymuyor.

 

Geleceğe Dönüş filiminde (Oyuncular: Michael J. Fox ve deli profesör rolünde Christopher Lloyd. Yönetmen: Stephen Spielberg.) Zamanda yolculuk aracı, değiştirilmiş bir otomobil. Zamanda yolculuk filmlerinin en eğlenceli, kapsamlı ve bir o kadar da uçuk olanı.

     

----------------------------------------------------------------------------------------------

''Bill ve Ted'' adlı bir başka zaman yolculuğu filmide zaman aracı olarak bir telefon kulübesini kulanarak solucan delikleri şebekesi ağıyla zaman içinde yolculuk düşüncesini gündeme getirmektedir.

365596tardis1.jpg (8045 bytes)       CAW8J6OD.jpg (2964 bytes)

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Ufuk Faciası / Event Horizon" - Yönetmen: Paul Anderson ;Bilirsiniz, Hollywood filmleri çifter çifter üretir. Benzer konumları işleyen filmlerden biri diğerini bastırır elbette. "Ufuk Faciası" da "Mesaj"ın antitezi gibi! İkinci ne kadar evreni algılayışımızı güçlendiren, hem fiziksel hem fizikötesi içeriğiyle zihinlerimizi aydınlatan, korkuları giderip bilinmeyene merakımızı arttıran bir filmse birinci de klostrofobik ortamıyla o kadar algı sınırlayıcı, fiziksel ve fizikötesi içeriği bulanık, korkuları körükleyen bir film! "Mesaj"da zamandaki solucan delğinden geçilip varılan yer varsayılan Cennet, "Ufuk Faciası"nde ise uzay katlanıp yaratılan kısayoldan geçilince Cehennem'e ulaşılıyor!

Dr. Weir, içinde, evreni katlayıp boyut sıçraması yapabilecek bir kara delik oluşturduğu "Event Horizon" adlı gemiyi inşa etmiştir. Dr. Frankenstein ile Mefisto arası, şizofrenik bir kişilik olan bu adamın tek derdi, onu ihmal ettiği için intihar edip Cehennem'e giden, oradan kendisine halüsinasyon yoluyla davetiye gönderen karısına kavuşmaktır. İlk yolculuğu sırasında meçhule giden gemi, yedi yıl sonra Neptün yakınlarında ortaya çıkınca hain emellerine tatili yarıda kesilmiş bir kurtarma ekibini de alet eder. Ancak bu rolüyle kariyerine bir kara leke sürülen Laurence Fishburne'ün canlandırdığı kaptanın zamanından önce cehenneme gitmeye hiç niyeti yoktur. İlk "Alien"ı az da olsa andıran, uzay gemisinde gerilimli kaçma kovalamaca, bütün klişeleriyle başlar.

"Ufuk Faciası" bilimkurgu sevenlerin kafasında bir sürü yanıtlanmamış soru bırakıyor: Geminin içinde bir kara delik oluşturabilecek manyetik alanı çalıştırabilen enerji kaynağı ne? Gemi öbür dünyaya gidip geldikten sonra nasıl canlı bir varlık haline geliyor? Manyetik alanın ortasındaki yoğun sıvı antimadde mi? Gemiyi yok edecek patlayıcılar devreye sokulduğunda duvarlardan akan kan geminin kanı mı? Dr. Weir'i öldükten sonra neden her yanı kesik içinde geri dönüyor? Ve daha niceleri...                                         

                                                                           199420Stargate.jpg (21185 bytes)

CD CoverBir zaman yolculuğu filmide ''Star Gate'' (Yıldız Kapısı) 'dir. Hikaye, arkeoloğların üzerinde oyulu esrarengiz semboller bulunan simit biçiminde büyük bir madeni taşı keşfetmeleriyle Mısır çöllerinde başlar.Mısır tarihi ve pramitlerin sırrını araştıran bilim adamı Dr. Daniel Jackson(James Spader)'ın Mısır pramitlerinin Mısırlılar tarafından inşa edilmediği ve cevabın tüm uzayın içinde gizli olduğu teorisini ortaya atar.Bunu dikkate alan bir kişi sayesinde Daniel askeri gizli bir sır olan bu gizemli dairesel taşla ilgili araştırmalara katılır. Daniel bu halka biçimli taşın üzerindeki Mısır hiyerogliflerini çözerek bu madeni taşın bir tür yıldız kapısı denebilecek solucan deliği tüneli olduğunu keşfeder.Ve onu çalıştırmanın bir yolunu bulur. Bu sayede daire biçimli taşın tam ortasında elektromanyetik bir enerji perdesi yaratılır. Bu dairesel enerji perdesi uzay/zamanın diğer noktalarıyla tüp geçitsel bir bağlantıya sahiptir. Bu enerji alanının içine giren her cisim uzay ve zamanın çok uzak noktalarına doğru bir adımda geçerek dev uzaklıkları bir anda atlamaktadır.

                                                              stargatet.jpg (18474 bytes)

Çetin BAL: Zamanın o kadar çok kaynakta o kadar çok tanımı vardır ki tüm bunları bu web sayfalarına sığdırmak çok güç. Tüm bu tanımlar kaynaklar konusunda dip notlar düşmeye kalksak kaynak saysak buna ne zaman ne sayfalar yeter. Böyle bir yazım tam bir akademik bilimsel araştırma zemini oluşturmasada zaten benim amacım kaynakça olarak böyle bir zemin yaratmaktan daha çok kendi fikirlerimi ortaya koyabilme gayretidir. Fakat metnin sonununda tüm bu yazılarımda esinlendiğim ve alıntı yaptığım kaynakçaların isimlerini bulabilirsiniz.Vaktiniz genişse bunları araştırmak size kalmış bir durumdur. Zaman hakkında o kadar çok şey söylenmiştir ki nerdeyse ufak- tefek rötuşlardan başka alternatif bir tanıma ihtiyaç kalmamıştır.Benim araştırmalarımla paralellik içeren bir kaç fikri ilginize sunmak istiyorum: ''Bir tanıma göre zaman sonsuz şimdi 'dir. Geçmiş veya gelecek değildir. Geçmişinizi ve geleceğinizi tayin eden, zaman ile olan ilişkinizdir. Bunun ifade edilmesi çok zor ama zamanı sürekli dönen bir daire olarak gözünüzde canlandırabilseydiniz dokunduğunuz nokta sizin şimdi dediğiniz zamandır. Dokunmuş olduğunuz nokta geçmiş dediğiniz zamandır. Dokunacağınız nokta sizin gelecek dediğiniz zamandır.'' ... Siz zamanı doğrusal(lineer)ve sürekli olarak, ileriye ve geriye doğru sadece iki boyutlu olarak alğılarsınız O asla durup duraklamadığı için, siz asla ''şimdi''de olamazsınız. Sadece son bir kaç nesildir görecelik kuramları ve kuantum fiziğinin öngörüleri dahilinde zamanın göreceli olduğunu, aslında sürekli ve değişmez olmadığını fark ettiniz, ama hala onun üçüncü boyutu hakkında hiç bir kavrama sahip değilsiniz. Eğer ben size bildiğiniz şekliyle zamanın mevcut olmadığını söylesem ne dersiniz..!

Diğer bir tanıma göre: ...Pekala, bakın siz insanlar zamanı doğrusal (lineer) biçimde algılıyorsunuz. Zaman aslında doğrusal değildir.Bilmelisiniz ki zaman, uzay gibi eğrilebilir-katlanabilir-genişleyebilir, daraltılabilir bir yapıdır.Zaman çok esnek ve çok boyutlu olan plastiksi bir akımdır(eğer onu doğrusal bir akış gibi görürsek). Ve zaman üstüste bindirilip katlanabilir bir yapıdır. Bir zaman noktası bir frekans yapısında olup başka zaman frekanslarıyla senkronize biçimde örtüştürülüp çakıştırılabilir.Bir bakıma zaman, toplumumuzun onu ölçtüğü gibi doğrusal biçimden çok daha farklı ve karmaşık olan bir şeydir.

Zaman kimilerine göre kendi üstüne doğru bir sarmal çizerek geleceğe ve geçmişe uzanan sonsuz bir sarmal yapıdadır(Zaman akımı salyangozun eğri sarmal çizğileri gibi kendi üstüne bükülüp kapanarak sonsuza uzanan çizğilermidir?). Zamanı daha iyi tanımlayabilmek için bir kutu içindeki bir filim rulosunu düşünün. O ruloda birbirinden ayrı kareler(zaman çerçeveleri) içinde görüntüler vardır.Tüm zamanları içine alan ''sonsuz şimdi'' ye bir rula halinde baktığımızda, böyle ayrı ayrı zaman dilimi çerçevelerinin olduğunu görmek kolaydır.Bununla birlikte eğer onlardaki sürekliliği anlamak isterseniz, dördüncü boyutta duran bu üç boyutlu filim rulosunu bir projektörden geçirmek zorundasınız.Böylece dördüncü boyut üstünde hareket eden bilincinizin bir tür projektör olduğunu söyleyebiliriz ve o filim kareleri ister geçmişinize ait olsun, ister bu yaşamınıza ait olsun ister gelecekteki görüntülere ait yaşamlar olsun, o filim rulosundaki karelerden birine her ne zaman bakarsanız, o çerçeve içindeki donmuş resmi görebilirsiniz.Ancak, sürekliliği görmek isterseniz, filim rulosundaki her bir karenin birbiri ardına başından sonuna dek dördüncü boyut doğrultusunda ilerleyen bilincimizin üstüne yansıtılarak göz önünden geçirilmesi lazım. Fakat zaten tüm zaman kareleri(zaman dilimleri)nin hepsi o filim rulosunda mevcuttur.

Eğer evreni üç boyutlu değilde dört boyutlu gören bir varlıkla konuşsaydık zaman hakkında bize ne derdi acaba? Bu hayali varlığa KRYON diyelim.Ve şimdi onu dinleyelim:

KRYON: [Bir çok kez ben şimdiden söz ederken, bu ''şimdi'' sizin için çok daha ileri bir tarihte yaşanacaktır. Ben bir dördüncü boyut varlığı olarak üçboyutlu olayları hepsi aynı anda oluyormuş gibi görürüm. Yaşanan olaylar dizisi sizin için bir yol boyunca doğrusal bir yer işgal etmiştir. Sizin bu kavramı hemen kavramanızı bekleyemem, ama size bu konuda basit bir benzetme sunabilirim: Eğer elinize bir sinema filminin rulosunu alırsanız, o bakıldığında doğrusal zamanın bir kronolojisini temsil edecektir. Ancak o sizin elinizdeyken, potansiyel zamanın tümü aynı anda sizin elinizdedir; onun tümü şimdi' dedir. Filmin yirmibeşinci dakikasında ne olabileceği hakkında konuştuğunuzda, onu görmek için yirmi beş dakika beklemeniz gerekmez. Bir başkasının geçmişinin olduğu gibi, geleceğinin o bölümü de şimdi sizin elinizdedir.Bu bakış açısında ''zaman'' kapalı dairesel bir realite olarak karşımıza çıkar.]

----------------------------------------------------------------------------------------------

Zaman/uzay ilişkisi içerisinde zaman ile mesafeler arasında ilginç bir bağlantı vardır. Eğer zaman ve uzayı ''katlayıp- bükebilirseniz'' bir anda büyük uzaklıkları aşarak derin uzayın en uzak noktalarına doğru hareket edebilirsiniz. Evren, sıfır noktasında titreşen elektromanyetik bir enerji denizidir.Dev bir hologramdır. Eğer fotonlar denen bu enerji denizinin yada bir frekans ve dalga yapısında olan bu enerji dokusunun(uzay/zaman dokusunun) nasıl eğilip büküleceğine dair matematiksel bir bilgi modeli ve bu doğrultuda inşa edilecek fiziksel bir düzenek- bir ulaşım aracı - tasarlanacak olursa bu nasıl bir araç olur? Bu araç elektro-gravitasyonel sevk ilkelerine göre inşa edilmiş bir araç olurdu.Uzayda mesafeleri yaratan mesafelere neden olan şey bu elektromanyetik dokudur.Bu elektromanyetik doku kendi içinde bölünemez bir güç haçmidir.Bu enerjiye ait frekans ve dalgalanma hızı(ışık hızı) arasındaki bağlantılardan yola çıkarak zaman'ın Maxwell'in elektromanyetik dalga denklemleri, Einstein'ın görecelik ve Planck 'ın kuantum denklemlerinin bir bileşimini içeren fiziksel bir tanımına ulaşırız.

Zaman aracının kendiside yine elektro-gravitasyonel sevk ilkelerine göre inşa edilecek bir araçtan başka bir şey değildir.

RA bilgilerinden: UFO temascılarına göre, UFO'lar, bizim göklerimizde görünebilmek için titreşimlerini düşürüyorlardı.Dr. Dewey. B.Larson tarafından ifade edilen tüm madde evreni de, zaman/uzay salt alanının titreşim oranına (frekansına) ve devir adedine bağlıdır. Temascılar, zamanın aslında bizim düşündüğümüz gibi olmadığını söylüyorlardı. Larson' da aynı şeyi söylüyor. UFO'ların aynı bizim üç boyutlu uzayımızdaki hareketimize benzer şekilde, zaman'da(dördüncü boyut içerisinde) hareket ettikleri söyleniyordu. Larson'un uzay gibi zaman boyutunuda üçboyutlu bir alan matriksine indirgemesi ile üçü uzay ve üçü zaman boyutu olmak üzere altı boyutlu bir yüksek mekan fikrini benimsemesi ile Larson düşüncesinde ''zaman'da yolculuk'' uzayın üç boyutlu koordinatlarında hareketten çokta farklı değildir.

       staty8pic.jpg (15546 bytes)     seaufo2.jpg (8807 bytes)

<<Dewey.B.Larson'un fizik kuramına göre her şey hareket ve titreşimden ibarettir.Buna göre fiziksel alemi meydana getiren temel titreşim değişir.Ve bu yoğunluk değişiklikleri arasındaki kısa zaman süresinde farklı bir parametreler takımı yaratır; bu da yeni bir varlık tipinin ortaya çıkmasına olanak verir.>> Yani uzaya(vakum enerjisine) bağlı zaman akım hızıyla uyumlu temel titreşim hızındaki bir sapma sonucunda yeni bir uzay/zaman sürekliliği içerisine doğru bir sapma gerçekleşir.Enerjiye ait geometrik kafesin ''n'' boyutlarında bir değişim (üçüncü boyuttan dördüncü boyuta geçiş) yine fiziksel enerji örtüsüne ait temel titreşim hızında bir sapmadır. Uzayın üç boyutlu geometrik enerji örtüsünün bir dördüncü boyuta doğru bükülmesi bu elektromanyetik uzay/zaman kumaşına ait bir hız frekansı değişimidir.Bu değişim ise boyutsal bir faz farkı denen zaman kayması fenomenine karşılık gelir.

ZAMAN YOLCULUĞU GÜN GELİR GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ?

Hollywood 'Yüzüklerin Efendisi' ve 'Harry Potter' ile başlayan son fantezi yağmuruna 8 Mart'ta piyasaya sürdüğü bilim kurgu klasiği 'Zaman Makinesi' ile son noktayı koyuyor. H.G. Wells'in 1895 yılında yazmış olduğu romandan konusunu alan filmi torununun torunu Simon Wells yönetmiş. Oyuncu kadrosu özenle seçilmiş. Genç kızların ilahı Guy Pearce, daha geçkince olanların göz ağrısı Jeremy Irons, güzel kadınlar Sienna Guillory ve Samantha Mumba. Gişeyi garantiye almak için yine muhteşem bir reklam bombardımanı yapımcıyı destekliyor. Filmin danışmanlarından ünlü fizikçi Paul Davies'in best seller adayı 'Zaman Makinesi Nasıl Yapılır' kitabı hafta başında piyasaya sürüldü, talk-showlarda astronomlar cirit atıyor, gazeteler uzay yolculuğu haberleriyle dolu. Ama filmin en gürültü koparan yönü biraz da bizim deprem uzmanları örneğinde olduğu gibi ön plana çıkan astrofizikçilerin zaman yolculuğu konusunda medyanın gözü önünde birbirine düşmesi oldu.

Bilim-kurgu varolduğundan beri en gözde konuların başında gelen zaman yolculuğu fantezisi fizikçiler ve sinemacılar arasında tarih boyunca hep gündemdeydi. 60'lardaki George Pal'in 'Zaman Makinesi' filmi uzun yıllar kült olarak kabul edildi. 80'li yılların sonunda ayağı az çok yere basan ve bilimsel varsayımlar üzerine kurulan yapımlar ortaya çıktı. 'Geleceğe Yolculuk (Back To The Future) pek tutulduğundan olsa gerek seri film haline dönüştü. Fizikçi Thorne'ın 'Fizik Derleme Mektupları (Physical Review Letters)' dergisinde yayınlanan teorisi Carl Sagan tarafından senaryolaştırılınca belki de gerçeğe en yakın zaman yolculuğunu anlatan 'Contact' filmi yaratıldı. Şimdi de on astrofizikçinin danışmanlığında ve inanılmaz bir bütçeyle M.S. 800.000 yılında Morlockların elinden kurtarılan prensesin öyküsü.

Gelelim can alıcı soruya: Zamanda yolculuk olacak iş midir gerçekten…

Önce olabilme durumunu örnekleyelim. Bugünün bilgisiyle zamanda yolculuk etmeniz için ışık hızının en az %99.995 ine ulaşabilmeniz şart. Eğer bir gemiye atlayıp böylesi bir hızda seyahat ederek evrenin derinliğine doğru 500 ışık yılı gider ve aynen geri dünyaya dönerseniz gemi içinde yaklaşık 10 yıl geçmiş olur. Oysa dünyadakiler sizi beklerken 1000 yıl yaşlanmışlardır. Çünkü Einstein'ın 1915 yapımı İzafiyet Teorisine göre zaman sabit değil göreceli bir boyuttur. Hareketli bir saat yerinde duran bir saatten daha yavaş ilerler.

  

Ancak burada insanoğlu için en büyük sorun ışık hızını getirecek gücü bulmaktır. Bu konuda önümüzde henüz ispatlanamamış 3 seçenek durmakta: boyut atlama (wormhole) koridorları, kara delikler ve çoğul evren teorisi.

Einstein'ın ilk kez ortaya attığı ve sonradan geliştirilen teoriye göre yerçekimi nedeniyle uzay ve zaman boyutu düz değil eğiktir. Örneklersek, masadaki kağıt parçası üzerinde yürüyen karınca bir noktadan diğer noktaya 5 dakikada gidebilirken kağıdı katlarsak iki nokta yakınlaşacağı için daha kısa zamanda ilerler. İşte teorik olarak biz de iki kara delik arasında yerçekimi sonucunda oluşmuş zaman yırtıkları ile bir geçit yaratabilirsek ya da bulabilirsek boyut değiştirebiliriz. Contact filminde Jodi Foster'ın yaptığı gibi. Halen iki boyut arasında ya da uzayda iki nokta arasında mikroskopik kuantum köpüğü düzeyinde bağlantılar olabileceği bilim adamlarınca kabul görüyor.

Kuantum mekanikçileri ise çoğul evrenler üzerinde yoğunlaşmış durumdalar. İki atomik parça çarpıştığında bir evrende sola ama diğer evrende sağa giderler. Buna çok boyut özelliği deniyor. Sorun gidilecek noktayı tayin edememek. Back To The Future filmi de bu teoriye dayanıyordu. Orada gereken enerji plutonyum kullanılarak yaratılmıştı. Oysa gerçek yaşamda böyle bir enerji elde etmek için şu an bilinen en kuvvetli reaktörden 4 milyar kez güçlü bir kaynak bulmak gerekiyor maalesef.

Zaman yolculuğunu ispat etmeye çalışan her kim olursa öncelikle bilim adamları karşısında yanıtlaması gereken bir paradoks var. 'Büyükbaba Açmazı'. Yani zamanda geri gider ve büyükbabanızı öldürürseniz siz nasıl doğmuş olacaksınız; eğer yoksanız büyükbabanızı kim öldürdü.

Hawking'in yanıtı basit. 'Kronoloji Koruma Varsayımı (Chronology Protection Conjecture)'. Doğa kanunları zamanda bir yolculuğa asla müsaade etmez. Biraz şevk kırıcı ama.

David Deutsch ise yanıtın kuantum çekim yasalarındaki yeni düzenlemelerle verilebileceğine inanıyor. Gelecek 100 yıl içinde.

Dünya tarihinde zaman yolculuğu yapan insan da yok değil aslında. Mir Uzay İstasyonunda iki yıl geçiren kozmonot Sergei Avdeyev sürekli saatte 17.500 mil hızla yörüngede döndüğü için saniyenin 50 de biri kadar geleceğe gitmişti. Sprinterler için çok şey ifade edebilecek bir uzunluk aslında.

Son tahlilde zaman yolculuğu bizim nesil için biraz erken duruyor gibi. Şimdilik filmlerle idare edeceğiz. Belki en fazlasından para biriktirip uzay turisti olmanın hayali peşinde koşarız.

Zamanda yolculuk fikrinin çekiciliği insanoğlunun yaradılışında gizli belli ki. Geride kalan tatlı anılar ve gelecekte gerçekleşecek muhteşem hayaller.

BİLİM KURGU VE ZAMAN YOLCULUĞU

Şu evrende, belki insan dediğimiz karbon temelli yaşam biriminin korkularının kaynağı, ölümden daha da güçlü bir şey var: Zaman. Bir "ölüm" olması için gerekli yaşam, bir yıldızın doğuşuyla batışı için gerekli, olgular süreci Onun içinde yer alır. Peki zaman nedir? Zamanın ne gibi birimlerden oluştuğu, bilinçle ve uzayla bağı kesin sonuçlara henüz ulaştırılmış değildir. Varlığı hissedilen, sayılabilen ama tam tanımı ve doğası bize açık olmayan bir gizem.

  

Zaman yolculuğu ise kısaca insanın akışından fırlamayı beceremediği bu ırmaktan bir kurtuluş yoludur; fiziksel sınırlamaların bizi mahkum ettiği hız ve yönden kaçış planları ve muhtemel sonuçları ise öyküleri doğurur.

Zaman yolculuğu öyküleri bilim kurgu olup olmadığı açısından ele alınınca çok ince bir sınır üzerindedir; çünkü böyle bir yolculuğu yapmak için ortada gözüken bir bilimsel gelişme, herkesçe kabul edilen teoriler, yahut gözlemlenebilen örnekler yoktur. Işınlama, klonlama, uzaya seyahat, yahut iyon motorları için şu sıralarda bile ufak örnekler varken, henüz bununla ilgili ispatlanmış ilk adımlar yoktur.

Yazım açısından zaman yolcululuğu öykülerinin bazı sorunları vardır. Bu sorunlar aynı zamanda onlar sınıflandırmamıza da faydalı olur. İki temel sorun şunlardır: Zamanın yapısının açıklanması ve paradoksların çözülmesi. Yazılmış eser bilimkurgu da olsa fantezi de olsa, bu iki sorun vardır. Bilim-kurgu için çözülmesi gereken üçüncü bir sorun ortaya çıkar: İnandırıcı (bilimsel) bir zaman yolculuğu tekniği. Fantezi eserlerinde bu konuda çözüm kolaydır. "Büyü!"

Bilim kurgu çok geniş bir yelpazede bir çok konuyu işler ve B.K( Bilim Kurgu) kendi içinde değişik tarzlar yaratmıştır bunlardan biri ''kuramsal bilim kurgu'' diye adlandırılır. İlk kategoriye B.K' da sıkça kullanılan Matter Transmission ( Madde İletimi - Yaygın kullanımı ile Işınlanma ), Antigravity ( Çekimsizlik ), Time Travel ( Zaman Yolculukları ), Faster Than Light ( Işıktan Hızlı ), Suspended Animation ( Geçici Ölüm )....verilebilir.

Günümüz bilimi zaman yolculuğu yapabilen partiküller olduğunu kabul ediyorsa ( Tachyon ), Kara - Deliklerin başka zamanlara hatta belki de bambaşka evrenlere açılan kapılar olabileceği öne sürümünü yapabiliyor, Anti - Matter ( Karşıt Madde )' yi derslere kadar sokup, silah teknolojisine kazandırma yolları arıyorsa, sanırım Kuramsal B.K' cuların bir adım ( belki birkaç ) daha öteye gidip orada neler olduğuna bakmaya hakları olmalı. Örnekleyelim...

Yine Asimov' un 1948 tarihli bilimsel rapor formatında yazılan " The Endochronic Properties of Resublimated Thiotimoline " adlı makalesinde deneğin zaman yolculuğuna çıkmasını sağlayan ve denekle ilgili sebep - sonuç ilişkisini ortadan kaldıran Thiotimoline kimyasalı daha uzunca bir süre Kuramsal kalacak gibidir. Asimov' un " The Gods Themselves ( 1972 ) " adlı eserinde ortaya koyduğu ve alternatif bir dünyadan çekilen pozitronların sağladığı sonsuz bir enerji kaynağı olan Electron Pump 'ında sonu aynıdır. Ancak " İntikam Tanrıçası Nemesis " 'te geçen Hiper - Uzay sıçraması öylesine iyi anlatılmıştır ki kitabı okuyan bir Bilim Kurgu okuyucusu hayatının geri kalanını sıçramanın yapılabileceğine inanarak geçirebilir. ( Örnek : Hooded )

Bilim kurgu çok geniş bir konu yelpazesini içine alır. Her ne kadar vereceğim bu başlıklarla kısıtlı olmasada Astronomi, Kara - Delikler, Bilgisayar Teknolojisi, Kozmoloji, Sibernetikler (Cyberpunk ile karıştırmayın lütfen), Işıktan Hızının aşılması, Zaman Yolculukları, Kütle Çekimi, Matematik, Nükleer Güç, Fizik, Güç Kaynakları, Roket Teknolojisi, Uzay Uçuşları, Uzay Gemileri, Teknoloji Kaynakları, Silah Sistemleri... gibi konularla ilgilenir. Bu majör başlıklara Bioloji, Genetik Mühendislik ve Terraformoloji' yi de dahil edilebilir.

Zamanın zaman yolculuğuna ilişkin niteliğini açıklarken şu iki soru vardır: Birincisi zaman nelerden oluşur sorusu -birbirine kopmaz zincirlerle bağlı tarih örgüsünden mi ya da üstüste veya yanyana konmuş "AN" lardan mı?- ve ikincisi zaman yolculuğu mümkünse zamanın hangi yönde yolculuğa izin verdiğidir- sadece geçmişe, sadece geleceğe ya da iki "yön"e birden mi?

Bu konularla ilgili edebiyattan örnek vermeden önce "paradoks"ları anlatmak gerekir. Paradoks iki çelişen unsurun beraber varolma durumudur. Örneğin "ben hep yalan söylerim" cümlesi gibi. Felsefenin neredeyse gelişiminin başından beri uğraştığı "Zenon paradoksları" gibi açıklaması zor veya kolay paradokslar vardır. Fizikte ise örneğin Görelelik kuramıyla gelişen paradokslar vardır; "ikizler/zaman paradoksu" gibi: Biri ışık hızıyla giden bir gemiyle yolculuğa çıkıp geri dönen, diğeri ise dünyada kardeşini bekleyen ikiz kardeşleri düşünün. Zamanın neredeyse hiç yaşlandırmadığı ikizlerden birisi, kardeşini geri döndüğünde kendinden yaşlı bulacaktır. Zaman yolculuğundaki paradokslarsa geçmişte birinin kendisiyle karşılaşmasıyla veya olmuş bir olayı başlangıcından önce engellemekle meydana gelen (örneğin öz dedenizi öldürmek) nedenselliği bozan paradokslardır.

Zaman Makinesi'nde H.G. Wells, zamanın dördüncü boyut olduğunu ve nasıl balonlarla iki boyutlu yer düzleminden kurtulup bir üçüncüsünde gezebiliyorsak, zaman makinesiyle de dördüncü boyut olan zamanda dolaşabilineceğini söyleyerek zamanın ve yolculuğun esaslarını anlatır. Wells'in yolcusunun zamandaki seferi tek yöne, geleceğe doğrudur.

''Time Machine'' H.G. Wells’in ünlü bilimkurgu klasiğinden beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmenliğini H.G. Wells’in torunu Simon Wells yapıyor. Kitabı okuyanlar görekecekler ki film gidişat olarak kitapla belli noktalarda ayrılıyor.

Bilim adamı ve mucit Alexander Hartdegen zamanın da bir boyut olarak diğer üç boyuttan farksız olduğunu ve bu boyutta da aynı diğer boyutlarda olduğu gibi yolculuk yapılabileceğine inanmaktadır. Başından geçen bir trajedinin ardından zaman yolculuğunu yapma isteği daha da artar. Zamanda yolculuk yapıp geçmişi değiştirmeyi kafasına koymuştur.Çalışmaları sonucunda bir zaman makinesi yapmayı başarır ve zamanda 800 bin yıl ileri gider. Fakat bu gelecekde hiç bir şey beklediği gibi değildir. Geçen binyıllar boyunca insanoğlu iki ayrı canlıya evrimleşmiştir. Avcı ve av.

H.G.Wells' in bilimkurgusal öğe taşıyan bir başka öyküsü de dördüncü boyutla ilgili olan Olağanüstü Bir Vaka: Davidson'un Gözleri 'dir. Uzayda bükülme gibi ancak yüzyıla yakın bir süre bilim adamlarının birer varsayım olarak gördükleri konuyu işler. Edgar Allan Poe'nun Şişede Bulunan Elyazması adlı öyküsü de hemen hemen aynı konuyu içerir. İki ayrı zaman diliminin ve yine iki ayrı mekanın birbiriyle iç içe geçmesi konusu daha sonra bilimkurgu yazarlarının hayal güçlerini geliştirici bir fon haline gelmiştir. Ünlü bilim adamı Einstein'in zamanı dördüncü boyut olarak görecelilik kuramında kullanınca, yazarların düşünceleri de zaman üzerinde geleceğe ve geçmişe giden aygıtlar üzerinde yoğunlaşır.

Ancak Wells'in zamanda geleceğe gitme konusunu işlediği Zaman Makinesi, Einstein'in kuramını yayınlamasından önce yazdığını meraklısı için söylemek gerekir. Nitekim daha sonra ünlü bilim adamı ve bilimkurgu yazarı Carl Sagan, dördüncü boyutun (zaman değil, fiziksel varlıklar söz konusu) matematiksel olarak şeklinin nasıl olabileceğini Kosmos adlı kitabında anlatarak bütün bu söylenenlerin en azından matematiksel olarak kanıtlanabileceğini gözler önüne serer.

Zamanda yolculuk kavramı , hakkında en az fiziksel, matematiksel ve uzaybilimsel veriye, deneye ve kanıta sahip olduğumuz konulardan biridir . Dünya bilimkurgu tarihinde zamanda yolculuk konusunun ilk işlendiği "L'An 2440" (Louis-Sebastien Mercier, 1771) adlı eserden beri çeşitli yazar ve senaristler, somut veri açığını teorilerle doldurmak zorunda kalmışlardır. "Evren fiziğinde işlerin nasıl yürüdüğüne dair kuralları" içgüdülere ve tahminlere göre el yordamıyla belirlemek durumunda kalmak ise, bu sanatçıları zaman zaman farklı sonuçlara götürmüştür. Zira eldeki çok az veriyi muazzam hayalgücüyle harmanlayarak sonuçlar çıkarmak ve olası kuralları kararlamaya çalışmak, bir noktadan sonra işi yapanın subjektif değerlendirmesine göre şekil alması kaçınılmaz bir çabadır.

Peki şimdi birlikte yola çıkıp şu fikir cimnastiğine bir de biz girişelim mi? Bu konuya adım atıldığında karşımıza çıkan ilk ve en basit temel başlık olan "paradoks" kavramından başlayalım: "Geçmişe gidip ebeveynlerinizden birinin ölümüne neden olursanız, siz de ortadan kalkarsınız. Siz yok olunca geçmişe gidip ebeveyninizi de öldüremezsiniz." "Geçmişe gidip kendi ebeveyninizi yok etmeniz, zamanda bir paradoks yaratır."

"Paradokslar gerçek olamayacağına göre, zamanda yolculuk asla gerçekleşmeyecektir." Eğer zaman gerçekten de ancak tek yönde katedilebilen, tek boyutlu bir tünelden ibaret olsaydı, bu önermenin sahipleri haklı olabilirdi..

Ancak bu doğru değildir. Zaman da tıpkı uzayda içinde yaşadığımız diğer üç boyut olan x, y ve z gibi, matematiksel koordinatlara sahip bir eksendir. Olayların bu eksen üzerindeki yerleşimi, evrenin fizik kurallarının belirlendiği atomaltı -parçacıkların salınımına... ve topu topu dört çeşit fizik kuvvet arasındaki dengelere göre sıralanıvermiştir.

Doğa kavramına yalnızca biyolojik ekosistemin değil, bulunduğumuz evrenin fizik kanunlarının da dahil olduğundan hareketle: Doğayı kendi haline bıraktığımızda asla gerçekleşmeyecek birşeyin insan müdahalesiyle olabilir hale geldiği kaç örnek verebilirsiniz?

Uçan insanlar? Uzak haberleşme? Hasta tedavisi?

Sesten hızlı yol almak? Dünyanın ekolojik dengesinin canına okumak?

Okuyup yazmak?

Peki..

Zaman ekseninde bağımsız hareket fikrinin, doğayı kendi haline bıraktığımızda gerçekleşmeyecek olup da insan müdahalesiyle olur hale gelen onca konudan ne farkı var?

Henüz başaramamış olmamız mı? İyi.. yani hepsi bundan ibaretse sorun yok. Zira nasılsa yolu bulduğumuzda bütün o 'henüz'ler, -cek -caklar, 'idi'ler vs.. bir daha asla eski anlamlarını taşımayacaklar.

Neden mi? Çünkü zaman ekseninde bağımsız (tek yönlü olmayan) hareket, neden-sonuç ilişkisinin zamana bağlı fonksiyonunun da artık tek yönlü olmaktan çıkmasını getirir. Diğer bir deyişle, "önce neden, sonra sonuç" şeklinde gerçekleşen sıralama, zaman eksenindeki hareketinizin yönüne göre değişebilecektir. Zaman yolcusu için önce sonucun, sonra nedenin yaşanması mümkün olacak demektir. İşte bu da "paradoks" kavramının iflasını getirir.

Paradoks engelini aştığımıza göre, sıra ikinci adımı atmaya geldi demektir: Paradoksların olabildiği bir evrende gerçekler nasıl gerçek kalabilecektir?

İşte bu noktada, bir bilim insanı ve bilimkurgu yazarı olarak, bilimkurgusal düşünce biçimine bir davet sunuyor ve konuya teorik bir katkıda bulunma cüretini göstererek sizleri "çevrim" kavramıyla tanıştırmak istiyorum. Zaman boyutu lineer bir hat değildir, ancak şu an için kavrama kolaylığı sağlamak amacıyla, zaman eksenini düz bir hatmış hibi düşünelim. Şimdi evrende bu hattı uzaktan inceleyebileceğimiz bir nokta bulup yerleşelim.. tüm zaman ekseni "görüş" menzilimizde, ve üzerinde neler olup bittiğini başından sonuna dek izleyebiliyoruz. Bu bakış açısından düşündüğümüzde, yer yer bu eksenden çıkılıp yeniden girilmesi, eksenin yer yer kendi etrafında dönüp "loop" (çevrim) oluşturması, hatta karmaşık düğümler meydana getirmesi olağan bir manzara olacaktır. Böyle bir düğümün hat devamlılığı açısından oluşturduğu kısa devre, bizim izlediğimiz yerden olası görünürken, eksenin içindekiler için anlaşılması olanaksız ve doğa dışı bir olgu halinde kalacaktır. Yolculuklar yüzünden zaman ekseni devamlılığını kaybetmeyecek, ama artık düzgün bir hat olmaktan çıkacak ve -üzerinde ileri geri cirit atılarak gerçek değişiklikleri yaratıldığı ölçüde- dönüklü, düğümlü, sallanıp savrulan, yer yer kopup evren dokusundan gelen başka "iplik parçalarıyla" yamanmış bir görüntü sergileyecektir. Hattaki bu değişimlerin ilki, zaman yolculuğunun teknolojik açıdan imkanlı hale ilk geldiği noktaya tekabül edecektir. Ancak bu noktadan sonra, yolculuk imkanı hat üzerinde ileri-geri (yani geçmişe ve geleceğe) taşındığında, gidilen her noktada neden olunan gerçek değişiklikleri yeni düğümler ve çevrimlere yol açacaktır. Sonuç olarak önümüze serilen manzara, temel devamlılığını koruyan, ancak kıvrılıp bükülen, düğümlenip açılan, tirfillenip toparlanan dinamik ve devingen bir eksen yapısı olacaktır.

Paralel evrenlerin birinde hayatınızın belli bir saniyesini burnunuzu kaşıyarak geçirirken, diğerinin aynı saniyesinde bunu yapmıyor olabilirsiniz. Aynı şekilde birinde lider iken, diğerinde ise başka kişilikte bir insan olabilirsiniz.

"The Man Who Murdered Mohammed"(Alfred Bester) [Muhammed'i Öldüren Adam] isimli kısa öyküde karısına kızan bir bilim adamı karısından intikam almak için sırasıyla karısının ebeveynlerini ve onların ebeveynlerini george Washington ve Hatta Hz. Muhammed'i geçmişe giderek öldürerek tüm tarihi değiştirmeye çalışır ama başarısız olur ve sonunda kendini bir hayalet gibi limboda bulur. Çünkü gittiği her zaman aslında bir ipe dizilmiş inci taneleri gibi ayrı zamanlardır. Onları değiştirmek imkansızdır. Sadece kendi bulunduğu halkayı koparmayı becermiştir. Burada gördüğümüz bir diğer nokta zaman algısıdır. Zaman algısı, bu öyküde ve diğer pek çok benzer öyküde iddia edildiği üzere, insanın içinde bulunduğu anı ve tüm zamanı etkiler.

Zaman yolculuğunda geçmiş ya da geleceğe kestirmeler yapmak konusunda bir diğer hikayede ("Time Considered as a Helix of Semi-precious Stones", Delany) zaman spiral şeklinde bir yapıya sahiptir. Bu spiralde bulunduğunuz anın üstüne ya da altına denk gelen bir zamana atlayabilirsiniz. Fakat atlama aralığı 650 milyon yıl gibi bir zaman olunca , bugünlere neden yolculuk yapılamadığı ve buna ilişkin bir kanıt bulunamayacağını yazar kanıtlar ve aynı zamanda paradoksların da çoğunu engeller.

Paradoksların çözülmesi için bir başka görülen yöntem ise zamanı bir döngüye bağlamaktır. Burdaki temel düşünce zamanın kendi içinde ufak düğümler halinde zaman paketlerine izin verebileceğidir.

(Çetin BAL: Bu zaman paketleri anlayışı benim kuramımın ön gördüğü zaman dalgaları paketlerine benzemektedir.) Yani Lester del Rey'in "... And It Comes Out Here" [.. ve Buraya Varıyor] isimli öyküsündeki gibi bir zaman makinesi icat edip geçmişimize gidip bu zaman makinesinin planlarını verirsek burada zamanda bir düğüm atmış oluruz. Zaman makinesinin icat süreci zaman akışından da görünürden kaybolur. Zaman döngülerine diğer bir örnek olarak bir zaman yolculuğu hikayesi olmamasına rağmen Asimov'un "The Last Question" [Son Soru] adlı öyküsü verilebilir. Bu hikayede evren ve tüm zaman yok olduktan sonra İncil'dekine benzer bir yaratılışla kendini yaratarak büyük bir zaman döngüsü içine girer.

Zaman döngüleriyle paradoksu çözen ve zamana (aslında tüm insanlık tarihine) farklı bir bakış getiren bir yazar da Elric serisi ile bilinen Michael Moorcock'tur. "Behold The Man" isimli öyküde geçmişe İsa'yı bulmak üzere giden ve çocukluğundan beri din ve kimlik sorunlarıyla boğuşan Karl Glogauer bulduğu cevapla kendini yaratır ve kendi mazoşist döngüsünü tamamlar. Kitabın esas sorusu şudur: "Toplumsal gerekler mi dinleri ve peygamberleri doğurur ya da gerçekten vahiy alan Peygamberler mi dini doğurur ve toplumu şekillendirir? Sonuçta Glogauer kendini geçmişe götüren sonuca dönüşerek kendi döngüsünü oluşturur.

Tarihin değiştirilebileceği düşüncesi çatallaşan zaman/tarih düşüncesini de beraberinde getirir. Yani geçmişi değiştirirseniz, özgün zaman akışına -ki özgünlüğü her zaman bir soru işareti taşır zaman yolculuğu olasılığının kabullenilmesiyle beraber- paralel yeni bir zaman akışı oluşabilir. Napolyon'un Waterloo'yu kazandığı bir tarih bunun olmadığı bir tarihle yanyana ayrı bir evren olarak var olabilir. Bunlara en iyi örnekler "alternatif tarih" öyküleridir. "Paralel dünyalar" ya da "paralel zamanlar" evrenin ve zamanın, zaman yolculuğuna izin veren yapısını açıklar.

Bununla beraber geçmişe gidip Hitler'i öldürmek zamanı -tarihi- değiştirmeyebilir. Hitler ölse de yerine bir yaveri geçip aynı işgalleri yapabilir ve isimler değişse de tarih değişmeyebilir. Zamanın (yahut tarihin de diyebiliriz) bu kendisini koruması ilkesine - FRp oyuncularının dahi çok azının bildiği bir AD&D elkitabı olan- Chronomancer (Zaman büyücüsü) şu ismi veriyor: Zamanın Moment umu. Yani zaman dalgasının gücü insanların yaratacağı ufak çakıl taşlarıyla ancak dalga yüzeyinde ufak bir çizgi haline bozulma yaratır, güç ve yön tamamen değişmez.( Çetin BAL: Aslında zamanda yolculuk, birbiri ardına gelen zaman dalgalarının fiziksel kalıbına bir zarar vermez. Yani yani zaman dalgası formunun içerisindeki madde ve enerjinin dağılım kombinasyonu üzerinde değişikliklere neden olsakta zamanın fiziksel yapısında bir değişiklik olmaz.) Güçlü toplumsal olayların kişilere bağlı kalmadan devam edebilmesi gibi. Dragonlance- Ejder mızrağı- serisinin Raistlin son üçlemesi Dragonlance Legends da büyücü Raistlin kendisini benzer bir durumda bulur. Olacak olaylar bilinmesine rağmen onları değiştirmek için harcanan çaba boşa çıkar ve Raistlin kendisini "kendisinin ayak izlerini takip ederken" bulur.

İçerikte zamanın doğası ve yolculuk yöntemleri belli olduktan sonra sıra yolculuk "aracına" ya da "tekniğine" gelir. Bugüne kadar zaman yolculuğu öykülerinde kullanılan araçlar pek çoktur. Wells'in bir tül perdenin gerisinden bakar gibi tanımladığı, bilim adamının kullandığı zaman yolcuğu makinesinden başlayarak, uçaklardan trenlere (Brian Aldiss, Dracula Unbound) bildiğimiz ulaşım araçlarının değişik çeşitlerinden, yolcuyu dondurarak biyolojik fonksiyonlarını sıfırlanmasıyla gelecek için saklanması gibi (Buck Rogers ve yine Wells'in When The Sleeper Wakes i gibi) teknikler vardır. Zamanın algılayana bağlı olduğu türünden açıklamalar algıyı değiştiren uyuşturuculardan ( Wyndham'ın "Consider Her Ways" isimli öyküsündeki chuinjuatin isimli ilaç gibi,) beyin güçlerine kadar. yarı parapsikolojik yöntemleri doğurur.( Çetin BAL: Aslında insana ait sınırlı zihin değil ama evrenin yapısında gizli evrensel bir zihin gücü bilinen fiziksel ''zaman'' yapısıyla bağlantılıdır.Buna göre evrenin zihniyle bağlantı kuran insan zihni O ' zihinle bağlantılı zaman akışı üzerinde de bir kontrole sahip olabilir. Ve ben tüm parapsikolojik fenomenlerin bu bağlantıdan kaynaklandığını düşünüyorum.) Anne McCaffrey'in Dragon riders of pern serisindeki gibi bilimkurgu kitaplarında ise hiç açıklaması olmayan zaman atlayan ejderhalar da olabilir. Fantezi edebiyatında ise Dragonlance Legends daki gibi çok güçlü büyüler ya da büyülü aletler yolcuyu başka zamanlara atar.

Yolculuklarla beraber çeşitli zaman yolcuları da ortaya çıkar. BunlarWells'in Zaman Makinesi 'ndeki gibi kaşif/bilim adamları, "Behold the man" ya da Silverberg'in Mask of Time'ındaki [Zamanın Maskeleri] gibi Peygamber ya da Zaman efendileri olabilir. Zamanı değiştiren kişi ya da onu iyi bilen bir kişinin tüm bir topluluğa hakim olabileceği düşüncesinden zamanda geçmişe ya da geleceğe yolculuk edebilecek kişilerin çıkabileceği ve bunların Glogauer gibi bir kurbana dönüşebileceği öykülerde anlatılır.

Michael Crichton 'un Zaman Tüneli(Time Tunnel) adlı bilimkurgu kitabının bir bölümde de zaman yolculuğunun nasıl olabileceğine işaret edilmektedir;

SAYFA 3.jpg (9247 bytes)             

[Arka sırada oturan Stern. “ daha önce bize başka evrenlerle bağlantı kurabileceğimizi söylemiştiniz.”

“Evet.”

“Kuantum köpüğüyle.”

“Bu doğru.”

“Ama bu anlamsız,” dedi Stern.

“Neden? Kuantum köpüğü nedir?” dedi Kate, esnemesini bastırarak.

“Evrenin doğumundan kalan şey o”, dedi Stern. Evrenin bir tek çok yoğun madde noktası olarak başladığını anlattı. Ardından, onsekizmilyon yıl önce, o nokta da dışarı doğru patladı-big bang diye bilinen şekilde.

“Patlamadan sonra, evren bir küre şeklinde genişledi. Ama mükemmel bir küre değildi. Kürenin içinde, evren tam olarak homejen değildi – bu yüzden bugün evrende galaksiler tek biçimli olarak yayılmak yerine yığınlar ve demetler halinde düzensizce duruyorlar. Herneyse, mesele şudur ki, büyüyen kürede ufacık, minicik kusurlar var. Ve bu kusurlar hiç bir zaman düzleştirilemedi. Bunlar hala evrenin bir parçası.”

“Öyle mi? Nerede?”

“ Atomaltı boyutlarda. Kuantum köpüğü çok küçük boyutlarda, zaman-mekanın dalgacıklara ve kabarcıklara sahip olduğunu söylemenin bir yolu sadece. Ama köpük tek bir atomik parçacıktan küçük. Bu küçük köpük içinde solucan delikleri olabilir de, olmayabilir de.”

“Varlar,” dedi Gordon.

“Ama onları seyahat için nasıl kullanabilirsiniz? O küçüklükte bir deliğe insanı yerleştiremezsiniz. Onun içine hiçbir şey koyamazsınız.”

Bir zaman makinasına girdiğinizi, kendinizi 'kuantum köpük bir solucan deliği' nden 1357 yılı derebeylik Fransa'sına gönderdiğinizi düşünün.]

Zaman yolculuğu öyküleri neredeyse tüm bir tarihi ve bilinen değerleri olduğu kadar öykü yazım tekniklerini de karşısına aldığı için heyecan vericidir. Yine zaman yolculuğu öyküleriyle meşhur B. Aldiss'in "The Man in His Time" [Kendi Zamanındaki Adam] isimli öyküsünde olduğu gibi insanlardan 3.3077 dakika kadar ileriden zamanı yaşayan kazazade bir astronotun yaşadıklarını anlatmak ya da yine Aldiss'in Cyrptozoic!inde olduğu gibi "klasik" zaman yolculuğu gibi başlayan ve tüm zamanın aslında geriye aktığı ortaya çıkan öykülerin yazılmasının çok zor olacağı açıktır. Buna "Behold the Man" deki gibi zaman döngülerine tüm bir İncil mitolojisi ve Jung'un teoremlerinin sıkıştırılması için çok iyi bir İncil, eski diller ve psikoloji bilgisine ya da Asimov'un "Red Queen's Race"inde ["Kırmızı Kraliçe'nin Yarışı" - Alice Harikalar Diyarında'ya bir gönderme] olduğu gibi tüm insanlık tarihindeki gelişimlerin aslında geleceğin yardımıyla olabileceği şüphesini verebilmek için çok iyi bir tarih bilgisine sahip olmanın gereği de eklenirse zaman yolculuğu yazmaya hevesli bir kişinin karşısına alması gereken zorluklar daha da belirginleşir.

Bunun gibi yazımı, yaratıcılığı, teknik bilgiyi, insanlığı ilgilendiren her türlü bilgi ve birikimi zorlayan zaman yolculuğu öyküleri, insanların zaman yolculuğu fenomenin olasılığına ait merakını kamçılayan araçlardır.

Solucan deliği nedir?(wormhole yada tırtıl yolu nedir)

Spesifik olarak konuşursak dönen ve/veya yüklü kara delikleri göz önüne alırsak, işler daha da karmaşık bir hal alır. Özellikle, böyle kara deliklere düşmek ve tekilliğe çarpmamak mümkündür. Aslında yüklü veya dönen bir kara deliğin içi, kara delik tarafindan düştüğünüzde ak delik tarafindan çıkabileceğiniz şekilde, karşıdaki ak delikle bağlanmış olabilir. Ak ve kara deliklerin bu kombinasyonuna solucan deliği (wormhole) denir.

         Image349.gif (83491 bytes)

Ak delik ucu kara delikten çok uzaklarda olabilir; hatta başka bir evrende bile bulunabilir - bu, solucan deliğiyle olan bağ dışında, bizim kendi bölgemizden tamamen kopuk bir uzay/zaman bölgesi demektir. O halde uygun bir şekilde yerleşmiş bir solucan deliği çok uzun mesafelere, ya da başka bir evrene bile seyahat etmenin elverişli ve hızlı bir yoludur. Bir solucan deliğinin çıkış ucu belki de geçmiştedir; böyle bir durumda da ondan geçerek geçmişe gidebilirsiniz. Bütün bunlar insana gerçekten çok tuhaf geliyor.

Bir solucan deliği için araştırma fonu aramaya başlamadan önce bilmemiz gereken bir kaç şey var. Her şeyden önce solucan delikleri neredeyse kesinlikle mevcut değildir. Ak deliklerle ilgili bölümde de geçtiği gibi, bir şeyin sadece matematiksel denklemlere geçerli bir çözüm olması onun tabiatta gerçekten var olmasını gerektirmez. Özellikle sıradan maddenin çökmesi sonucunda ortaya çıkan kara delikler (var olduğunu düşünebildiğimiz bütün kara delikler buna dahildir) solucan delikleri oluşturmaz. Bunlardan birine düşerseniz, her hangi bir yerden mantar gibi bitmezsiniz. Doğruca gider, tekilliğe çarparsınız; hepsi bu kadar. [Çetin BAL: Aslında solucan delikleri ve karadeliklerin uzay/zaman da sanıldığı başka zaman ve mekanlara geçit veren bir tür uzay/zaman eğrilikleri olduğuna kesinlikle karşıyım. Ama gerek kuantum köpüğü gerekse karadelikler düzeyinde eğrilen uzay/zaman çizğilerinin kendi amatör hesaplarıma göre yine üçboyutlu yapı içerisinde meydana gelen kapalı uzay/zaman dalgalanmaları olduğunu düşünüyorum.Bu dalgalanmaları kullanarak kendimizi ışık hızında uzay/zaman ilintisinde hareket ettirebiliriz. Ama bu dalgalanmalar başka zaman/ uzay noktalarına bir dördüncü boyut doğrultusunca uzanıp bağlanan iç uzaysal ''içi boş tüp geçitler'' yada tüneller değildirler. Fakat bu gerçek sıfır zamanda zaman/uzay içerisinde sıçramaları ve zaman yolculuklarını bir kenara bırakmamızı gerektirmez. Başka bir yol, Işık frekanslarının boyutlarla ilğili gizemli yapısında gizlidir.]

Ayrıca, bir solucan deliği oluşsa bile onun kararlı olmayacağı düşünülüyor. Onda seyahat etme girişiminin neden olacağı düzensizlik [perturbation] de dahil olmak üzere en küçük herhangi bir pertürbasyon bile onun çökmesine neden olacaktır.

Son olarak, solucan delikleri var ve kararlı olsa bile onda yolculuk yapmak epey sevimsiz olurdu. Yakındaki yıldızlardan, kozmik fon radyasyonundan vs solucan deliğine dökülen radyasyon, çok yüksek frekanslarda maviye kaymış olacaktır. Solucan deliğini geçmeye çalışırken bu X ve gamma ışınlarıyla kızartılmış olurdunuz.

Zaman ve Uzay fiziğin en temel kavramlarıdır.Her şey uzayda ve zamanda yer alır, uzay ve zamanın kendisi hariç!

Einstein'dan sonra bilim adamları uzay ve zamanın birbirinden bağımsız olmadığını kabul ettiler.Rölativite teorisinde zamanı ışık hızı ile çarparak elde ettiğimiz büyüklük, denklemlerde tıpkı bir uzay koordinatı gibi davranır ve bu sayede fizikçiler üç uzay ve bir zaman boyutundan oluşan dört boyutlu uzay-zaman'ı kullanarak evrendeki olayları tarif ederler.Buna göre her olay uzay-zaman'da bir noktaya karşılık gelir.Bu noktanın ilk üç koordinatı olayın gerçekleştigi yeri ve dördüncü koordinat da gerçekleştigi zamanı (ışık hızı ile çarpılmış olarak) verir.

Aristo Physics adlı eserinde şöyle sorar:

"Zaman'ın var olduğu hangi anlamda söylenebilir?"

Çünkü Aristo'ya göre kaba bir tanımla sadece şekil ve maddenin karışımı olan şeylerin var olduğu söylenebilir.Geri kalan her şey bunlara atfedilen niteliklerdir.Zaman bir cismin (mesela bir saatin ya da yıldızların) hareketleri ile tanımlanır daha doğrusu bu "hareketlerin sayısıdır zaman". Bununla birlikte hareket cisimlerin bir niteliğidir. Öyleyse zaman da cisimlerin bir niteliği olmalıdır.Yani bir uzayda cisim yoksa orada hareketten bahsedilemeyeceği gibi zamandan da bahsedilemez.

Plotinus bu tanıma pek çok bakımdan karşı çıkar.Herşeyden önce ona göre zaman bir sayı sırası değildir ancak sayılarla "numaralanan" şeydir. İkinci olarak ona göre zaman harekete değil, hareket zamana ihtiyaç duyar.Çünkü hareket bir cismin sürekli bir "anlar serisi" içinde sürekli bir noktalar serisinde bulunmasıyla gerçekleşir.Yani Plotinus'a göre cisimler dursa bile zaman akmaya devam eder,hareket de durgunluk da zaman içinde yer alan şeylerdir fakat zaman hiç birşey içinde yer almaz.

Esasında Aristotales de tanımındaki bir eksikliğin farkındadır ve şöyle yazar:"Zamanı hareketle ölçüyoruz ve hareketi de zamanla..."

Peki birden fazla zaman boyutu olan bir evren var olabilir mi?

Birden fazla zaman boyutu olan bir evrende yasamın nasıl olabileceğini hayal etmek çok güç.Ancak en azından fizik yasalarının bazı özellikleri kestirilebilir.Örneğin fizikte enerjinin korunumu yasası aslında fizik yasalarının zamandan bağımsız olması ilkesinden başka birşey değildir. Öyleyse birden fazla zaman boyutu olan bir evrende enerjinin vektörel bir büyüklük olması kaçınılmaz görünüyor.Ayrıca bunun bir sonucu olarak böyle bir evrende kütlenin korunumu yasasının geçerli olamayacagı da gösterilebilir.Ancak belki de en ilginç nokta birden fazla zaman boyutuna sahip bir evrende nedensellik ilkesinden,en azından bizim anladıgımız şekliyle bahsetmenin mümkün olmayışıdır.

Esas olarak,böyle bir evrenin var olmaması için bir neden görülmüyor ama buradaki esas sorun bu evrende kararlı parçacıkların var olup olamayacağıdır ki çalışmalar şimdilik sadece bir zaman ve üç uzay boyutuna ya da üç zaman ve bir uzay boyutuna sahip olan bir evrende kararlı parçacıklar olabileceğini söylüyor. Bu sonuncusunda kararlı olabilen parçacıklar da sadece takyonlar.

Image350.gif (106850 bytes)

Zaman yolculuğu tartışılıyor...

Dördüncü boyut olarak da nitelenen zaman, bilim dünyasını ikiye böldü. Bilim adamlarının bir kısmı Einstein'in İzafiyet Teorisi'nin zamanın aşılamayacağını ve bu nedenle zamanda yolculuk yapılamayacağını söylüyor. Diğer bir kısmı ise bu teorinin ‘‘çağdaş bir fosil’’ oldugunu ve insanın boyut değiştirebilecegini belirtiyor. ''Zaman Makinesi '' romanında bile H.G. Wells, zamanın dördüncü boyut olduğunu ve nasıl balonlarla iki boyutlu yer düzleminden kurtulup bir üçüncüsünde gezebiliyorsak, zaman makinesiyle de dördüncü boyut olan zamanda dolaşılabileceğini söyleyerek zamanın ve yolculuğun esaslarını anlatır. Bilim dünyası, dışarıdaki gündelik hayata pek yansımayan gizli bir savaşa sahne oluyor. Dünyanın önde gelen fizikçileri, İzafiyet Teorisi'nin babası Albert Einstein'i tahtından indirmeye çalışıyorlar. Daha doğrusu, zaman kavramının evrendeki egemenliğini sona erdirip Einstein'in yıllardır mutlak kabul edilen teorisini çürütmek istiyorlar. Alman Der Spiegel Dergisi'nin son sayısında kapak konusu yaptığı bu savaş, esas olarak ‘‘zamanda yolculuk’’ düşünü gerçekleştirmeyi hedef alıyor. Einstein'in teorisine göre ışık hızının aşılması mümkün değil. Kütlenin hız limiti olduğu için, boyut değiştirmek; zamanda ileri veya geriye doğru yolculuk yapmak da mümkün değil. Çünkü teoriye göre kütle ışık hızına yaklaştığı takdirde büyüyor ve sonsuza yayılıyor. Yani boyut değiştiremiyor.

            

Ancak bugün birçok bilim adamı mutlak olarak görülen bu teoriye başkaldırıyor ve ‘‘zaman’’ın iktidarına son vermek, saatlerin insanoğlu üzerinde kurdugu baskıyı ortadan kaldırmak için uğraşıyor. Amerikan Bilimsel Gelişme Derneği'nin geçtigimiz günlerde ABD'nin Seattle kentinde düzenlenen yıllık kongresinde sunulan bildirilerde bu alanda yapılan deneyler enine boyuna sergilendi. Gerçi hiçbir bilim adamı İzafiyet Teorisi'ni çürüten yeni bir kuramla ortaya çıkamadı ama, teoriyi zorlayan bazı araştırmalar yogun tartışma ortamı yarattı. İki Alman profesörün, mikrodalga sinyalleri göndererek ışık hızını aşması, bazı parçacıkların ve lazer ışınlarının ışık hızından daha hızlı yayılması, uzun uzun tartışıldı.

Toplantıya katılan pekçok bilim adamı, İzafiyet Teorisi'nin astrofizikçi Joseph Silk'in tanımladığı gibi ‘‘muhteşem bir fosil’’ olduğunu ve gelecekte zaman yolculuğunun aynı metroda seyahat etmek gibi sıradan gündelik bir eylem haline geleceğini belirttiler.

Kestirme yol kurt delikleri:

Zaman içinde yolculuk fikri Einstein ve ünlü denklemleriyle doğdu. Ludwig Flamm adındaki fizikçi, Einstein denklemlerinin zaman içinde yolculuğa olanak sağladığını gördü. Teoriye göre, zaman-uzay içinde bir tür kestirme yol olan kurt delikleri vardı. Einstein ve kara deliklerin yaratıcısı John Wheeler bunları araştırmaya başladı. Ancak çalışmaları bir yere varmadı ve kurt delikleri de açılamadan kapanmak zorunda kaldı. Sadece bilim kurgu öykücüleri ve sinemacılar bu konuyu sürekli gündemde tuttular.

80’li yılların ortalarında ise Stephen Hawking ve Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Kip Thorne konuyu yeniden gündeme getirdiler. Zamanda yolculuk için negatif enerji gerektiğini belittiler, ancak bu enerji de kara deliklerin sınırı dışında Evren’de pek bulunan bir madde değil. Hawking, kurt deliklerinin ortaya çıkması için gereken koşulların başka yerlerde de yaratılabileceğini söylüyor. Ancak bu mümkün olsa bile, Doğa, zaman içinde yolculuğu yasaklıyor. Ancak hesaplarda olası görünen zaman içinde yolculuğun teorik olarak bile olabilirliğini gösterebilmek için beki de Herşeyin Teorisinin bulunması gerekiyor.

yeşil.gif (176 bytes)Kurt deliğinin tarifi: Bir ucu dünyadayken diğer ucu uzay gemisinde. Zaman içinde uzun bir yolculuk için ideal.  

yeşil.gif (176 bytes)12 saatte giriş, 10 saatte çıkış! Kurt delikler zaman içinde gerilere götürüyorlar.

yeşil.gif (176 bytes)Uzay gemisi, güvertedeki kurt deliği sayesinde dünyaya geri dönüyor.   

Zaman uzay gemisindeki uçta, dünyada olan uca göre daha yavaş akıyor. Burada da ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.

Zamana yolculuk tartışılıyor...

Kip Thorne' göre zaman yolculuğu:

Amerikali fizikçi Kip S. Thorne, Einstein'ın izafiyet teorisinden yola çıkarak ‘‘Zaman makinesi yapılabilir mi?’’ sorusuna cevap arıyor. Bu konuda bir kitap yayımlayan Thorne, teorik olarak zaman makinesi yapmanın mümkün oldugunu söylüyor. Ünlü fizikçi, kamuoyunda büyük ilgi çekecegi tahmin edilen bir tartışmanın bilim adamları arasında başlamasına neden oldu.

Amerikalı astronom ve yazar Carl Sagan, 15 yıl önce ‘‘Temas’’ (Contact) adlı romanında kahramanını zaman ve uzay yolculuğuna çıkarmanın yolunu arıyordu. Roman daha sonra filme de çekilen ve başrolü oynayan Jodie Foster, dev bir zaman makinesiyle 26 ışıkyılı uzaklıktaki Wega yıldızına gitmeye çalıştı.

1996 yılında ölen Carl Sagan, kahramanı Ellie Arroway'i bir karadelik aracılıgıyla zaman yolculuğuna çıkarmayı deniyordu. Ancak bir soru, ünlü bilginin kafasını sürekli meşgul etti: Fizik yasalarına göre bir yıldızdan diğerine seyahat etmek mümkün müydü?..

Cevap, Sagan'ın yakın arkadaşı ve California Teknoloji Enstitüsü'nün teorik fizik profesörü Kip S. Thorne'dan geldi. Karadelik, sadece ‘‘hi璒e giden tek yönlü bir yol değil ve karadelikler müthiş bir çekim kuvvetine sahipler. Santimetrekareye uygulanan milyarlarca tonluk basınç, her şeyi bir anda paramparça edebilir. Bu da zaman yolculuğunu imkansız kılar.

SOLUCAN DELİKLERİ

Zaman yolculuğu için alternatif yollar arayan Thorne, zaman ve uzayda seyahati teorik olarak mümkün kılabilecek ''solucan delikleri'' üzerinde yoğunlaşıyor. Thorne, bu teoriyi geliştirirken, ünlü Alman fizikçi Albert Einstein'in 1915 yılında geliştirdiği izafiyet teorisinden yola çıktı.

Image351.gif (22063 bytes) buhaz13.jpg (25525 bytes)

İzafiyet teorisine göre ışık ışınında yıldızların yakınından geçerken sapmalar oluyor; zaman, büyük ve yoğun objelerin yakınında yavaşlıyor. Uzayda belirli bir eksen üzerinde yol alan büyük uzay kütleleri, kendi etraflarında dönerken de zamanın akışını etkiliyorlar. Bu durumda teorik olarak şu soru insanın karşısına çıkıyor: Işık ışınında meydana gelen sapmalar, uzayda ‘‘solucan deliği’’ diye anılan bir çeşit tünel yaratarak insanın başka bir yıldıza, mesala vega yıldızına gitmesine olanak sağlayabilir mi? Karadeliklerin aksine varlıkları henüz ispatlanmamış hortum deliklerinin iki ucu bulunması gerekiyor. Giriş ve çıkışı bulunan bu tünellerin kestirme yol gibi mesafeleri kısaltacağı varsayılıyor.

NEGATİF ENERJİ ( EGZOTİK MADDE/ EXOTİC MATTER)

Bir diğer soru ise bu solucan deliklerinin giriş ve çıkışlarının ne kadar süre boyunca açık kaldığı. Einstein'in teorileriyle oynayan Sagan'a göre solucan deliklerini açık tutmak mümkün. Ama bir şartla. Solucan deliklerini yine varlığı kesinleşmemiş olan ‘‘negatif enerji’’yle yüklemek gerekiyor.

 

        Image353.gif (6674 bytes)

Geçtiğimiz günlerde ''Black Holes & Time Warps'' adlı kitabı yayımlanan Carl Sagan, solucan deliklerinde zamanın nasıl aktığıyla ilgili de çeşitli kurgular geliştirmişti. Solucan deliğinde zamanın dışardakine oranla farklı aktığı varsayılıyor. Kurguya göre Thorne'un Los Angeles'taki evlerinin oturma odasından aileye ait uzay gemisine bir hortum(solucan deliği) uzanıyor. Thorne ve eşi, solucan deliğinin girişinde el ele tutuşuyorlar. Karısı solucan deliğinde uzay yolculuğuna çıkarken, bilim adamı odada kalıyor. Bu sırada Bayan Thorne, 1 saatlik galaksi gezisinin ardından oturma odasına geri dönüyor. Işık hızına yaklaşık bir süratle gezip gelen Bayan, Thorne eve döndügünde oturma odasında bekleyen Bay Thorne için 1 gün ve 1 saat geçmiş oluyor. Bu varsayımlardan yola çıkan Kip S.Thorne, bir zaman makinesi imal etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Ancak sadece kağıt üzerinde...

Çünkü reel dünyada olaylar, kağıt üzerindekinden daha komplike. Formüle kuantum fiziğini de eklemek gerekiyor. Solucan deliklerinin içiyle ilgili formül geliştiren S.Thorne'a göre kuantum fiziği açısından burada korkunç bir felaket var. Çünkü atomdan küçük partiküllerin degişimi sırasında seyahati engelleyebilecek şiddetli patlamalar meydana geliyor, bu da zaman makinasını havaya uçurabilir.

Şimdilik fantezi

Amerikalı fizikçi tüm olumsuzluklara rağmen teorisinden vazgeçmiyor. Bazı varsayımları fantezi olarak kabul görse de Amerikan Ulusal Bilim Dernegi, Thorne'a 365 milyon dolarlık bir bütçe ayırmış. Bu bütçeyle şimdiye kadar görülemeyen ‘‘yerçekimi dalgalarını’’ görüntülemek için bir cihaz geliştirilecek. 2002 yılında hazır olacak Lazerli Yerçekim Dalgalarını Görüntüleme (LIGO) cihazıyla karadeliklerin çarpışması ve yıldız patlamaları görüntülenecek. Bu değişimlerin ışık ışınlarını nasıl etkilediği araştırılacak. Thorne, ‘‘Umutsuz değilim. Ancak tüm zaman makinelerinin patlamalardan zarar göreceğine bahse girerim’’ diyor.

Matematiksel denklemlerin, her zaman sağduyu dışı soyutlamalarla sonuçlanacağı beklenebilir mi! kuşkusuz, hayır. Ancak, bazı astrofizikçiler, birçok hesaplamadan sonra, Evren 'de '' tüneller '' bulunabilecegi ve böylece uzayda hemen hemen eşanlı olarak yolculuk yapılabileceği sonucuna vardılar ; hatta, daha da ileri giderek, zamanda geriye dönülebileceğini bile düşünmeye başladılar. Böylece, eski bir buluş yeniden gündeme gelmiş oluyor. Astrofizikçilerin ulaştıkları sonuç, Einstein ' in 1915 'teki Genel Görelilik Kuramı denklemlerinin dogal uzantısını oluşturuyor. Günümüzde, hesapların yeniden ele alınarak geliştirilmesi ve '' gerçek büyüklükler '' in yer aldığı ilk deneylerin gerçekleştirilmesi ile, çok sayıda yayın yapıldı. Sonuçta ortaya çıkan imkana, tırtılların, yüzeyden girmemek için, toprağın altında açtıkları tünellere benzetilerek, '' tırtıl yolu '' adı verilmiştir. Hayal gücümüzü canlandıran bu imkanlar, özellikle fizikçilerin karşısına dev proplemler çıkarıyor. Böylece eşanlı yolculuklarla, uzayın iki noktası arasında,dogru çizgi ile geçenden daha kısa yollar bulunabileceği önceden varsayılmış oluyor. Başka deyişle, belki, fizik kuramlarının mutlak limitlerden biri olmasına karşılık, ışık hızından (300.000 km/s'den) da daha hızlı gitmek mümkün olabilecektir.

Zamandaki yerdeğiştirmelere gelince, bunlar, fiziğin en keskin paradokslarından birini oluşturmaktadır. Sözünü ettiğimiz görünür çelişkilere karşılık, matematiksel sonuçlar da yanıbaşımızdadır. Bazı araştırmacılar, herhangi bir düşünüş yanılgısı olduğunu varsayarak, kuramsal küreye başvurmaktadırlar; öbürleri ise, çesitli deneyler yapmaya girişmekte ve ilk anlamlı sonuçların alınmasını beklemektedirler. Aslında Genel Görelilik Kuramı sonuçlarının, yalnız başına açıklanması ve doğrulanması gerçek bir anlayış devrimi getirmekle kalmayıp, kuramın zenginliği de ortaya yeni süprizler çıkarabilecektir. Fransız astrofizikçi Thibault Damour diyor ki , ''Einstein ' ın mirası tüm canlılığı ile yaşamaktadır ve henüz tüm sırlarını açığa vurmamıştır.'' Acaba, yıldırım hızlı yolculukların sırrı, tırtıl yollarının arkasında mı gizlidir? Astrofizikçilerin böyle hipotezlere nasıl ulaştıklarını anlayabilmek için, Albert Einstein 'in ''Özel ve Genel Görelilik Kuramları '' nı incelemek gerekir.'' Genel Görelilik Kuramı '' adı verilen kurama göre, uzay, eskiden düşünüldüğü gibi ''düz '' olmayıp, uzaydaki kütle ve enerji dağılımı nedeniyle bozulmuş ve '' eğrilmiş '' tir. Öyleyse üç boyutlu uzayımız, dördüncü boyutta eğrilmiştir; boru biçiminde sarılmış bir kağıdın (iki boyutlu uzayın), üçüncü boyutta eğrilmiş olması gibi.

                

Yalnız 1915' lerde bu yeni kuramın sonuçları hesaplanamıyordu. Çünkü uzay ve zaman, mutlak anlamlarını yitirmeksizin, yeni bir kavramda biraraya gelmişlerdi: uzay-zaman. Bu birleşmenin, geometri anlayışımıza getirdigi değişiklik, hem nicel, hem de niteldi. Niceldi; çünkü artık, uzayın ve zamanın eğriliğini hesaba katmak gerekiyordu; Örneğin, bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olması gerekmiyordu ve bazı durumlarda, paralel doğrular kesişebiliyordu. Niteldi; Çünkü iki noktayı, aralarında uzay-zamansal bir bağlantısı olmayan tümüyle farklı yollarla ( ''tırtıl yolları '' ile ) birbirine bağlamak mümkündü.

Gezegenimiz Dünya da, dört boyutlu uzayda (üçü klasik boyutlar, dördüncüsü zaman), Güneş çevresinde düz bir yörünge izler. Oysa, gözlemlediğimiz haliyle, üç boyutlu uzayda eğri bir yörünge (eliptik ) üzerinde hareket etmektedir. Demek ki, tırtıl yolları, başka bir boyutta daha kestirme bir yoldan gitmemizi sağlamaktadır. Böyle kestirme yolların varlığı, 1916 yılından beri ileri sürülüyordu; ancak 1936 da, Einstein, Rosen ile birlikte, kendi kuramının matematiksel denklemlerini yeniden ele alarak, farklı iki yeri birleştiren ve Einstein-Rosen Köprüsü adı ile anılan bir köprü düşüncesine ulaştılar. Bu kuramı yeniden ele alan John Wheeler, 1950'li yılların sonunda, ilk kez, Evren' de de ''köprüler '' bulunabileceğini düşündü; bu köprülere de, kestirme yol kavramını vurgulamak için, ''tırtıl yolları'' adını verdi. Bu olaylar, Evren' de, uzayın çok eğri olduğu bölgelerde, Einstein-Rosen Köprüleri ya da kara delikler olarak ortaya çıkarlar.Tırtıl yolları ile ilgilenenler, yalnızca gökbilimciler değildir. Olay, astrofizikten, yani makroskopik düzeyden temel parçacıklar fizigine, mikroskopik düzeye dek yaygındır. Başlıca, temel parçacıklar boyutlarında uygulanan kuantum mekaniginin gelişmesi, tırtıl yolları konusunu mikroskopik düzeye indirerek, ona, yepyeni bir açıklama kazandırmıştır. Böylece bazı fizikçiler, Einstein denklemlerinin sonuçlarını sonsuz küçükler dünyasına uygulamışlar ve umut verici sonuçlar elde etmişlerdir. Onlara göre, atomaltı düzeyde, tırtıl yolları sürekli ortaya çıkıp, yok olmaktadır. Bu bolluğun bulunduğu özel yere, Kuantum Boşluğu adı verilmiştir; aslında yanlış bir ad konulmuş gibidir; çünkü parçacık fizikçilerinin çalışmaları göstermiştir ki, mikroskopik boyutlardaki boşluk, kararsız durumların, özellikle de uzayın farklı biçimlerinin (farklı eğriliklerdeki) ya da matematikçilerin dili ile, ''farklı topolojiler'' in bir kaynaşmasıdır. Bu boyutlardaki uzayın eğrilmeleri, tırtıl yollarını oluşturacak olan çok tekil noktaların doğmasına neden olur.

Kip Thorne' nun zaman makinası:

Öyleyse, zamanı geri döndürme makinesi var demektir; ancak, sonsuz kücükler dünyasında... yapılmış olan hesaplamalara göre, bu tırtıl yollarının ömürleri sonsuz küçüktür ve boyutları, ancak, ''on üzeri eksi otuzüç'' santimetre basamağındaki parçacıkların geçişine izin verebilecek büyüklüktedir. Bu durumda uzayda yada zamanda yolculuk düşüncesini bir yana bırakmak mı gerekecektir? Henüz değil; çünkü Kalifornia Teknoloji Enstitüsü 'nden  Kip Thorne 'un ileri sürdüğüne göre, belli koşullarda tırtıl yolları oluşturulabilip, makroskopik boyutlarda'da kullanılabilmeye yetecek sürede açık tutulabilecektir. Yalnız bir zorluğun üstesinden gelmek gerekecektir; o da, negatif enerji üretmek ve onu korumaktır. Kip Thorne' nun ileri sürdügü negatif enerji, toplu enerjinin sıfir olduğu kararlı duruma ulaşmak üzere pozitif enerjiyi yok eder: Fizikçiler, bu dengeye ''Kuantum Boşluğu'' adını vermişlerdir. Ancak yukarıda da gördüğümüz gibi sürekli kaynaşan bu ''boşluk'' un dengesi, her zaman kararlı değildir ve bazı koşullarda, toplu enerji negatif olabilir (negatif enerji miktarı, pozitif enerjiden çok olursa.) Kuantum boşluğunun özel koşullarını, makroskopik düzeyde de elde edebilmek mümkün görünmektedir. Kip Thorne' un çalışmalarına göre, boşluk, aralarında belli bir uzaklık bulunan iki metal yaprak arasında oluşturulacaktır. Bu yapraklar (deney gerektirdiği için, küresel biçimde seçilmişlerdir) arasındaki toplu enerji, negatif olabilecek ve miktarca da tırtıl yollarını ortaya çıkarıp, onların uzun süre var olmalarına yetebilecektir. Bunlar bugün için belki biraz düş gibidir.

                

Genel Görelilik Kuramı, zaman-mekanın eğri olduğunu ve kütlesi fazla olan nesnelerin bu eğriliği iyice artırdığını öne sürer. Eğer bir nesnenin yoğunlugu yeterince fazlaysa bu eğrilik sonsuza yaklaşabilir ve belki de, zaman- mekanın uzak köşelerini birbirine bağlayan bir tünel oluşabilir. Fizikçiler bu tünelleri, bir kurtçuğun elmanın bir tarafindan girip öbür tarafindan çıkarak oluşturduğu kestirme yola benzeterek,''kurtçuk deliği'' olarak adlandırıyorlar.

        

1988 yılında,caltech üniversitesi' nden fizikçi Kip Thorne böyle bir kurtçuk deliğini kullanarak geçmişe yolculuk yapabileceğimizi öne sürdü.

KURTÇUK DELİĞİ (SOLUCAN DELİĞİ/WORMHOLE) PROJESİ

Kurtçuk deliklerindeki sorun, deliklerin giriş ve çıkışlarının mikroskopik olması ve yaratıldıktan çok kısa bir süre sonra yok olmaya meyilli olmalarıdır. Bildiğimiz kadarıyla onları açık tutmayı sağlayacak tek şey negatif yoğunluktur. Bu size olanaksız bir şeymiş gibi gelebilir.Ancak, 1948 yılında Hollandalı fizikçi Hendrik Casimir, havasız ortamda bulunan ve birbirlerine çok yaklaştırılmış iletken iki levhanın, gerçekten de negatif yoğunluk bölgesi yaratabildiğini kuramsal olarak gösterdi.Casimir' in öngördügü kuvvetin varlığı, laboratuvar deneyleriyle doğrulandı. Eğer iki metal levha arasındaki kuantum vakum dalgalanmaları şeklinde ortaya çıkan kurtçuk deliklerini uzun süreli olarak açık tutarak bu delikleri insanın içinden geçebileceği ölçülerde büyütebilirsek zaman içerisinde geçmişe ve geleceğe doğru yol alabiliriz.

        Image359.gif (13738 bytes)         

Thorne ve arkadaşları , bu fikirden yararlanarak, birbirlerinden yalnızca 400 proton çapıyla ayrılmış Casimir levhalarıyla çevresi 960 milyon kilometre olan bir kurtçuk deliği inşa etmeyi önerdiler. Zaman yolcuları kurtçuk deliğinin içinden geçebilmek için, bir şekilde bu levhaların içinde kapılar açmak zorunda kalacaklar. Böyle bir cihazın ağırlığı ne kadar mı olacak? Güneş' in tam iki yüz milyon katı kadar. Bunlar ancak üstün uygarlıkların hayata geçirmeye kalkışabileceği projeler; yoksa 21'inci yüzyıl mühendislerinin işi değil. Sonuçta fizik yasaları, prensipte bile olsa zaman yolculuğuna olanak tanır mı? Evet belki, ama atomaltı dünyada!.

   

 

Geçmiş'e gitmek ise daha belirsizdir. Stephen Hawking bu konuda kimi demeçlerinde olumlu bir yanıt verirken kimi demeçlerinde geçmişe yolculuğu pek olası görmemiştir. Einstein'in genel izafiyet teorisine göre insanı geçmişe götürebilecek birçok zaman koordinatı mevcuttur. Ancak şimdiye kadar kâinatta zaman yolculuğu olduğu hiçbir deney ya da gözlemle gösterilememiştir. Geçmişe yolculuk (wormhole) solucan deliği ile açıklanmaktadır. Solucan deliği uzay-zamanın ayrı bölgelerini birleştiren tünellerdir. Solucan deliğinden geçmek de geçmişe doğru yolculuğu temin etmelidir. Bu konuyla ilgilenen kuantum gravitasyonu bize solucan deliklerinin 10-33 cm oldugunu söylüyor. Yani bir elektronun milyar kere milyarda biri demek. Bazı fizikçiler bu büyüklükteki bir solucan deliğini alıp normal büyüklüge büyütebileceklerine inanırken, Stephen Hawking "Chronology Protection Conjecture" isimli eserinde bunun mümkün olmadığını savunmaktadır.

                                     blackholet.jpg (12828 bytes)

Bilim dünyasına baktığımızda kurt deliklerinin varlıklarına inananlar, kara delik kozmolojisinin iki saygın ismi, Kip Thorne ve Michael Morris. İki bilim adamı, gerekli koşulları genel görelilik denklemlerine uyguladıklarında, her biri farklı bir kurtdeliğine karşı gelen değişik çözümler elde ettiler. Thorne'a göre izlenebilecek iki yol vardı. Birincisi, bir kurt deliğini ''yoktan var etmekti''. Bilim adamı, planck -wheeler uzunluğu denen ''Bir virgül atmış iki çarpı on üstü eksi otuz beş'' (1,62x10*) metre ölçegin altına inildiginde ortaya çıkacak şiddetli kuantum kütleçekim dalgalanmaları yoluyla, uzayı, üzerinde kısa ömürlü kuantum kurt deliklerinin ortaya çıkıp kaybolduğu bir kuantum köpük yaratılmasını öneriyordu. Thorne' un önerdiği alternatif stratejiyse makro uzayın bükülüp kıvrılması. Bunun yolu da sıfırdan başlayıp makroskopik uzayı bükerek bir yol açmak. Ancak iki boyutlu bir düzlem üzerinde uzun yoldan gitmek yerine çok boyutlu uzayda iki nokta arasında doğrudan bir köprü kurabilmek için iki noktada uzay-zaman dokusunun yok edilmesi gerekiyor.

Thorne'a göre karadeliklerin merkezinde bulunan tekillikler, işte bu dokunun yok olduğu yerler. Ancak bu tekillikler kütleçekimin kuantum kuramı tarafindan betimlendigi için, kara delik tekilliklerinin kestirme yollar olarak kullanılıp kullanılmayacağını anlamak için bir süre daha beklemek gerekecek. Uzay-zamandan bir nokta delip çıkarmak bir karadelik yaratmak demektir. Birbirine komşu iki nokta delip çıkarmak birbirine yakın iki karadelik bulmak demektir. iki deliği birbirine tüple bağlayıp kapatmak, iki karadelik arasında bir tüp geçitle bağlantı sağlamak demektir (buna solucan deliği yada wormhole diyenlerde var).Ünlü fizikçi Stephen Hawking, bir açıklamasında ''uzay-zaman'' daki eğrilmelerle oluşan geçitler zamanda seyahat etmeyi mümkün kılabilir.Bu geçitler, uzayda bir tüp geçit gibidir. Ve bu seyahat bir gün yapılacak"dedi. Bu tür bir zaman makinesinin inşasında sorunlar yok değil. Bir kere iki kara delik arasında bağlantı kuran tüpün, kara delikler çevresinde var olan muazzam çekimsel kuvvetler nedeniyle çöküp kapanmaması için çökmeye karşı koyan bir iç basınç gerekir. Denge ancak tüp içinde eksi kütle yoğunluguna sahip bir madde dağılımı konulursa sağlanabiliyor. Burada pratik bir zaman makinesi için esas sorun karşımıza çıkıyor. Böyle bir dağılım kuantum kökenlidir ve bu nedenle "tüp geçidi", bir uzay gemisi ya da insanın içinden geçebileceği boyutlarda düşünmek zordur. Claudio Maccone adlı bir uzay araştırmasınca önerilen ''uzay zamanda kestirme yollar ''oluşturmaya yönelik yeni bir fikirde manyetik bir alan aracılığıyla uzayın bükülmesi. Uzayın kütle çekimi yerine manyetik bir alanla nasıl bükülecegi sorusuna, İtalyan fizikçi Tullio Levi-Civita'nin ortaya attıgı manyetik kütle çekimi kuramıyla yanıt veriyor. Levi-Civita Eistein'in, enerjisi olan herşeyin uzay-zamanı bükecegi önerisinden yola çıkmış.Ve Eistein'in genel göreliligi açıklamasından iki yıl sonra aynı alan denklemlerini kullanarak manyetik kütleçekimini kanıtlamış.

Maccone, dört yılönce Levi-Civita'nin denklemleri yoluyla laboratuvarda manyetik bir kurt deliği gerçekleştirebileceğini öne sürdü.Ancak bu tür projelerde alışılageldiği gibi, pratik uygulama ya gerçekci değil, ya da gerçekleşmesi, dünyada henüz düşlenemeyecek koşullara ya da teknolojilere bağlı. Bu türde bir manyetik kütle çekimi etkisi ile uzay-zamanı istenilen derecede büküp-eğriltmek için yaklaşık "bir milyar tesla" gücünde bir manyetik alan yoğunluğuna ihtiyacımız var.                                                             

                       matter03.gif (29591 bytes)

Stargate(yıldız kapısı) filminde izleyiciye sunulan bir başka zaman yolculuğu olasılığı da yine bir kurt deliği keşfetmeyi ve kurt deliği sayesinde farklı zamanlara gidebilmeyi hipotez olarak getiriyor.Evrenin ve uzayın farklı yerlerinin bu gibi kurt delikleri (wormhole) ile kaplı olduğunu ileri süren teoriye göre, kurt deliklerinin girişi zamanı eğip-bükebilecek kütleye ve çekime sahip; bir kurt deliğine girmek eğer başarılabilirse, ışık hızına yakın hızlara çıkılacağı ileri sürülüyor. Bir kurt deliğinin duran ağzı ile hareketli ağzı arasında gidip gelmenin bile bu yolculuğu yapan için zamanı yavaşlatacağı, geri döndüğünde kendisinin geleceğine ulaşacağı söylenmekte.Yani bir kurt deliği içinde ileri geri hareket etmekle veya bir ucundan girip öteki ucundan ilk başlanan noktaya yakın bir yere çıkmakla mükemmel bir zaman yolculuğu yapılabileceği gösterilmiştir.

kurtdeli.jpg (13325 bytes)Sorun kurt deliğini bulup, sağ salim bir araçla içine girip, sağ salim çıkabilmek.! Ne Newton fiziğinde, ne izafiyet teorisinde ne de kuantum mekaniginin yasalarında zaman yolculuğu ihtimalini inkar eden bir şey yoktur. Aslında fizikçilerin son çalışmaları zaman yolculuğunun atomaltı düzeyde halihazırda gerçekleştiğini göstermektedir. Partiküllerin yüzyıllardır zaman yolculuğu yapmakta olduğu kabul edilirse, bu partiküllerin (örneğin takyonların) davranışlarını araştırıp, özellikle de hiperuzayın yasalarını öğrenip, kendimizi olağanlığa bırakmamız, sanırım bir 50 yıla kadar biz insanlara zaman yolculuğunun kapılarını açacak. Stephen Hawking'in eski görüşüne göre uzayda, evrenin çeşitli parçalarını biribirine bağlayan "solucan delikleri" vardı, ama bunlardan zamanda yolculuk için yararlanmak mümkün değildi.Fakat başkaları buna ikna olmamıştı. Hawking'in California Institute of Technology'deki dostu KipThorne Hawking'in haksız olduğu kanısındaydı. Thorne, geçen yıl yayımlanan Black Holes and Time Warps/Kara Delikler ve Zaman Boşlukları adlı kitabında, genel relativiteye ilişkin öndeyimlerin, uzaydaki bir solucan deliğinden zamana seyahat etmeyi mümkün kıldığını öne sürdü. Ancak bunun için bu deliklerden birini açık tutmak ve buradan bir insanı geçirmek gerekecegini yazdı."Solucan delikleri", Einstein'in varlığını öngördüğü, hipotetik (varsayımsal) uzay boşlukları..! Eğer uzayda boşluklar varsa, o taktirde zamanda da boşluklar olması gerekir. Ne var ki bu boşluklar bir atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kısa bir süre ile var oluyor. Dolayısıyla, bu boşluklardan birini yakalamak, açık tutmak ve insanın geçeceği kadar genişletmek hayli güç olabilir.                       

Zamanda yolculuk mu? Evet, yapılabilir...Her ne kadar bizler, bu fikirle üstüste çekilen "Geleceğe Dönüş" filmlerini seyrettiysek de, zamanda yolculuğun en azından "teorik bir olasılık" olduğu ilk kez 1905 yılında ortaya çıktı. Einstein'in "Özel İzafiyet Teorisi", evrenle ilgili görüşlerimizde bir devrim yarattı. Böylece, uzay ve zaman, dört boyutlu sürekli dizi gibi aynı temele oturtularak evrenle ilgili son derece ilginç sonuçlar elde edildi... Örneğin ışık hızına yakın bir uzay gemisi içerisinde meydana gelen zaman genişlemesi etkisiyle biraz da olsa geleceğe yolculuk yapabiliyoruz. Peki, geçmişe yolculuk yapılabilir mi? Einstein, 1915 yılında "Genel İzafiyet Teorisi" ni açıkladığında, geçmişe dönüşü sağlayacak teori ve deneyler için gerekli altyapıyı hazırladıgının farkında değildi.Ancak, onun bu teorisinden ortaya çıkmış olan yüklü kara delikler ve nötron yıldızı yıgınları gibi astrofiziksel tuhaflıkları içeren zaman makineleri, ciddi bilim adamları tarafindan reddedildi. Zamanda yolculuğun yarı saygın bir bilim haline gelmesi 1980'li yılların ortalarında oldu. Bu saygınlığın önemli bir nedeni, Carl Sagan' ın sinemaya da aktarılan romanı " Contact" tı. Bu romanda insanlar, uzaktaki bir yıldızın yörüngesindeki bir uygarlıkla ilişki kurmak için "solucan deliği"nin (wormhole) içinde yolculuk yapıyorlardı. Araştırmacılar, ilginç bir şekilde, bu yeni yıldızlar arası yazılımın aynı zamanda bir zaman makinesi olduğunu duyurdular...Teoride, solucan deliklerinin içinde muazzam boşluk çabucak geçilebiliyordu. Burada sadece tek sorun vardı; herkes, insanın böyle bir yolculukta hayatta kalabileceğine inanmıyor.

                                          Image6.gif (11186 bytes)

Kuantum teorisi, genelde boş olduğu düşünülen bir vakumun aslında boş olmadığını varsayıyordu. Gerçekten de, vakum, bir var olup bir yok olan parçacık çiftleriyle kaynıyor. Solucan delikleri de vakumdaki bu düzensiz değişikleri daha da genişleterek tehlikeli yüksek enerji seviyeleri oluşturabiliyor."A Brief History of Time" in (Zamanın Kısa Tarihi) yazarı profesör Stephen Hawking, vakum iniş çıkışlarının deliğe girmek isteyen herhangi bir uzay gemisini yakacağına, hatta yok edeceğine inanıyor.Şimdilik fizik zamanda yolculuğa sıcak bakıyor. Fakat neyin olası neyin imkansız olduğunun kanıtlanması ise, fizikçiler güçlü çekim alanlarındaki kuantum mekaniğini anlayana kadar imkansız görünüyor. Ancak, kuantum çekimi teorisi hala fiziğin bilinmeyenleri arasındaki yerini koruyor...Dikkate alınması gereken bir başka sorun da, solucan deliğinin boğazının, açıldıktan hemen sonra sıkışarak kapanma eğilimi göstermesidir...Belki de doğa,''egzotik madde'' denilen kendi kapı tamponunu koyuyor...Yeniden Albert Einstein'a dönelim.Einstein, "görecelik kuramı" yla "zaman" ın da bir boyut, bildiğimiz diğer üç boyuttan farklı bir boyut olduğunu ortaya koymuştu. Bugün Einstein tarafindan uzay anlayışımıza eklenmiş bir "uzay-zaman" kavramı var. Bu anlayıştan haraket eden Einstein'a göre iki nokta arasında gidip gelmek için çok " farklı yollar" mümkündür. Aynı güzergah üzerinde uzunlu kısalı "farklı yollar" olabileceği teorisini en mükemmel biçimde açıklayan fizikçi ise Stephen Hawking. "Zamanın Kısa Tarihi" isimli kitabında şöyle diyor: "Genel göreceliğe göre, cisimler dört boyutlu uzay-zamanda her zaman doğru çizgiler üzerinde gitmelerine karşın, bizim üç boyutlu uzayımızda eğriler çiziyormuş gibi görünürler. Bu, dağlık bir arazi üzerinde uçan uçağı izlemek gibidir. Uçak, üç boyutlu uzayda düz bir çizgi izlemesine rağmen, iki boyutlu yer yüzünün düşen gölgesi, dağlar tepeler üzerinde eğri büğrü çizgiler çizer..."Yani uçak, iki nokta arasında uzayda daha kısa bir yol izlerken yer yüzüne düsen gölgesinin çizgisi, dağları tepeleri aştığı için, daha uzun olur. Aynı bunun gibi uzayda gezegenler de doğruya en yakın yolu izlerler...

"Farklı yollar" kavramı, aslında 1916 yılından beri biliniyordu. 1950'li yılların başında John Wheeler adlı araştırmacı, Einstein'in katkılarını göz önüne alarak uzayda böyle farklı yolların, iki nokta arasında daha kısa yolların olabileceği düşüncesine ortaya attı. Ve onlara "solucan delikleri" adını verdi. Bugün bilim adamlarının üzerinde durdukları nokta, uzayda böyle "solucan delikleri" olup olmadığı ve bunları kullanarak geçmişe ya da geleceğe yolculuk yapılıp yapılamayacağı...Solucan deliklerini bugün bilimsel olarak kanıtlamak mümkün. California Teknoloji Enstitüsü'nde çalışan Kip Thorne, belli mesafedeki iki metal plaket arasında "negatif enerjiyle" yaratılan boşlukta bu tür solucan deliklerinin varlığını laboratuvar düzeyinde kanıtladı. Kip Thorne'a göre uzaydaki "Kara Delikler" in çekirdeğinde böyle solucan delikleri dediğimiz boşluklar olabilir... Şimdilik fizikçiler, olayı ilke olarak kabul ediyor, ama uzun süreli bir boşluk oluşturmanın imkansızlığına da değiniyorlar.

Evrenin Kayıp Düzlemi (Geçmişe ve geleceğe açılan kapı)

Evrenin yapısına ait relativistik modellere ve gözlemlere dayanarak, kapalı bir evrende yer aldığımızı tahmin etmekteyiz. Kapalı evren modelleri tıpkı bir küre yüzeyine benzer, sınırı yoktur. Küre yüzeyine bırakılan karınca sonsuza dek hiçbir engele rastlamadan yürüyüp gezebilir. Bu yolculuk esnasında hep ileri giderek başladığı noktadan tekrar geçebilir. Böylece yörüngesi, küre yüzeyinde kapalı bir eğri çizmiş olur. Bu benzetmeyi esas alırsak "zamanda yolculuk mümkün müdür?" sorusu şuna indirgenmiş oluyor: uzay-zamanda kapalı zamansal eğriler bulunur mu? bu sorunun yanıtı için uzay-zamanın topolojisini bilmek gerekir. Gözlemler bize bu bilgiyi veremiyor. Bu noktada devreye sezgilerimiz girmekte...Mekanın saklı dördüncü boyutu, bizim tegetleştigimiz üçüncü düzlemde yer alır.

       Image360.gif (60398 bytes)

Oraya geçmek için "uzay üstüne/hiperuzaya" çıkmak, evren küremizin çapı doğrultusundaki TÜNELE girmek gerekir. Bu ise "evrenin dışına" yani bir üst mekan boyutuna geçmek demektir...Bu ifadeyi bizim vurgulamak istedigimiz yönde kullanmak istersek, mekanın "dördüncü" boyutu olan tünelleri anlatmak isteriz. En, Boy, Yükseklik dışında bir de "TÜNEL" boyutu olan bu evrenin "Kayıp bir üçüncü düzlemi" vardır.Gerçekten de evren elektrik ve manyetik düzlemlerin taradığı, üç boyutlu holografik sahayı temsil eden iki boyutlu bir küre yüzeyini andırır. Bizler mekanın dördüncü boyutu olan TÜNELLERİ göremeyiz. Çünkü tünelleri değil; onların kuant denen noktasal kesitini görürüz. Bizim üç boyutlu küre yüzeyinin hiperuzay'la tegetleştiği noktada kendi evren küremizi oluşturan kuant denen ışık birimleriyle karşılaşırız. Bir kuant elektrik ve manyetik vektörlerin taradığı bir uzay-zaman noktasını temsil eder. Uzay-zamanda bir kayma ya da sapma (uzay-zamanın eğrilmesi) bu elektrik ve manyetik vektör bileşenini temsil eden bir kuant'ta titreşimsel bir sapmaya karşılık gelen yerçekimsel bir sapma olarak duyumsanır.

                                         

Zaman içinde geriye yolculuğu da mümkün kılan bu ''tüneller'',bizim, uzaydaki büyük mesafeler arasında da büyük sıçramalar yapmamıza olanak tanır.Bu tüneller (wormhole) evrenin uzak mesafelerini uzayı yürüterek birleştirir.

 

Yasal Uyarı: !!


Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir.

Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.


 Copyright (c) Cetinbal

The Time Machine Project © 2005 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

 

  Sayfalar: 1. 2. 3. 4.  5. 6. 7. 8. 9. 10. <<İNDEX  ANASAYFA